Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

KORVİN KALESİ

Hunyadi Kalesi ya da Hunedoara Kalesi olarak da bilinen Korvin Kalesi, 1450’li yıllarda yani rönesans döneminde inşa edilmiştir. Avrupa’nın en büyük kalesi olan Korvin Kalesi, Romanya’nın yedi harikasından biridir.

Kalenin planı şu şekilde:

Kale hakkında birçok efsane ve politik dedikodu var. Meraklananlar vikipedi bağlantılarını ziyaret edebilirler.

PELEŞ KALESİ

Karpatların eteğinde bulunan kale, 1800’lü yılların bitimine doğru yani son-rönesans döneminde tamamlanmış ve gene Romanya’da, Transylvania ve Wallachia arasında yer almaktadır.

BRAN KALESİ

İşte bizim çizgi filmlerde izlediğimiz Drakula karakterine ilhamını veren kale, bu kale sevgili okur (şaka değil gerçekten). Bu da Romanya’da bulunuyormuş. 1220’li yıllardan bugüne hâlâ ayakta kendisi.

NEUSCHWANSTEIN ŞATOSU

Hakkında detaylı arama yapmak için tekrar tekrar nasıl yazıldığına bakmak gerekiyor ama ben anlatayım: Almanya’nın Bavyera eyaletine bağlı Füssen kentinde bulunuyor bu şato. Biliyorsunuz Almanya’nın her yeri irili ufaklı kentlerle dolu. Bu yüzden yerini, tam olarak Füssen ile Würzburg’u birbirine bağlayan yolda biçiminde tarif etmek daha doğru.

1869’da II. Ludwig tarafından yaptırılan şato inşaatının ancak 1886 yılında tamamlanabildiğini öğrendim. Onun dışında şato gerçekten ele geçirilemez duruyor sevgili okur.

HOHENZROLLERN KALESİ

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu kalenin inşaatı adeta bir yılan hikayesi sevgili okur. Bizim yıllardır bitmeyen GAP projesine, senelerdir açılamayan tünellere, tamamlanamayan hava alanlarımıza, yapılamayan yerli arabamıza benziyor. Kalenin inşaatına tam olarak 11. yüzyılın ilk yıllarında başlanmış. Savaşların getirdiği tahrip edici etkilerle 1420’li yıllarda tamamen yıkılmış sonra 1450’li yıllarda yeniden yapılmış fakat bu sefer de otuz yıl savaşları yüzünden tahrip edilerek işlevsel haline veda etmiş. Ardından 1867 yılında son kez, değişmemek üzere tekrar eski haline kavuşmuş. Fotoğraf, 2005 yılındaki halinden.

……………

Bu girdiyle anlıyoruz ki Kale ve Şato mimarisinin en seçkin örnekleri Romanya ve Almanya’da bulunmaktalar. Zamanın ve mekanın yeniden biçimlendiği bu alanlar insanın ne yaparsa yapsın değiştiremeyeceği geçmişine bakmaya ve onun üzerine kafa yormaya çağıyor. Zaman, maddeye şekil verirken bu yerlerin inatla direnmesi tam olarak kültür mirası dediğimiz şeyleri oluşturuyor.

Diyeceksiniz ki: “Sevgili bozkirinokuru, bizde hiç mi yok! Nedir bu batı hayranlığın!” Yıllardır barok mimarisine, İspanya’daki muazzam yapılara, mimarinin vücut bulduğu şehir Roma’ya bakar dururum ama bizde de inanılmaz eserler var mı harbiden var sevgili okur. Bir kere Atatürk’ün: “Heykelini dikin!” dediği Mimar Sinan var. Anadolu Selçuklu’dan, Osmanlı’dan kalma inanılmaz yapılar var. Onlara da başka bir yazıda mutlaka değinirim ancak işte Cumhuriyet’ten sonraki mimari için pek iç açıcı konuşamayacağım. Daha önce Mahmut şurada yazmıştı. Son on yılda bu durum daha da berbatlaşmaya başladı. Hazır giyim firmasının kalıp kazakları gibi birbirinin tıpatıp aynısı cami mimarileri, kopyasını her yerde görmenin mümkün olduğu yaratıcılıktan nasibini almamış beton yığını okullar, kutu gibi T.O.K.İ.’ler… Biz değil miyiz camilere bu kadar önem veren. Nerede o zaman o eşsiz cami mimarileri, nerede o standardın dışında inşa edilmiş okullar… Benzersiz yapılara kavuşmanın hayaliyle herkese iyi akşamlar sevgili okur.

NOT: Daha önce Apartmanların Kısa Tarihi’nde şurada yazdım, apartmanları sevmem ama kim ne derse desin T.O.K.İ önemli bir proje lakin artık banliyö gibi duruşundan ve kalıp betondan vazgeçmesi gerekiyor.

Başka Makale Yok