Klasikleri Niçin Okumalı?
3.5Genel Puanı
Dil ve Anlatım
İçerik
Kurgu
Sürükleyicilik
Okuyucu Derecelendirmesi 0 Oy Sayısı

“Baldıran hazırlanırken, Sokrates flütle yeni bir ezgi öğreniyormuş. ‘Ne işine yarayacak?’ diye sormuşlar. ‘Ölmeden önce bu ezgiyi öğrenmeye’ demiş. – Sayfa 18

 

Calvino’nun Ağaca Tüneyen Baron ve Varolmayan Şövalye kitaplarını Enrica Agostinelli’nin duyarlı çizimleriyle okumuş kusursuza yakın bulmuştum. Şimdi Klasikleri Niçin Okumalı? eserini okuduğumda bu kusursuzluğun arkasında büyük bir okuma kültürünün olduğunu öğreniyorum.

Kitabın eski metinlerden 1950’lere kadar gelen bir denemeler serisinden oluştuğunu söylemek olası. Kitap klasiğin ne olduğunu tanımlayarak söze başlıyor ve klasiğin yetişkin okur için çoğunlukla yeniden okunan eser olduğunu belirtiyor ancak sonra yüreklerimize su serpiyor:

“Okumak fiilinin önündeki ‘yeniden’ sözü, ünlü bir kitabı okumadıklarını itiraf etmekten utananların küçük bir iki yüzlülüğü olabilir. Onları rahatlatmak için şunu belirtmek yeterli olacaktır: Bir bireyin oluşum dönemindeki okumaları ne kadar kapsamlı olursa olsun her zaman okuyamadığı çok sayıda temel yapıt kalır geriye.” – Sayfa 11

diyerek, eser boyunca karşılaşacağımız yazılarda okumadığımız kitaplara rastlamanın olağan olduğunu hissettiriyor ve klasikler hakkında Bir klasik söyleyecekleri asla tükenmeyen bir kitaptır. tümcesinde olduğu gibi çarpıcı belirlemelerle klasiğin ne demek olduğunu açıklamayı deniyor. Ve klasikleri okumadan önce sıra dışı bir uyarıyla tanımlamada bulunuyor:

“Bir klasiği okuma, ona ilişkin daha önceki imgemizle bağlantılı olarak bizde belli bir şaşkınlık yaratmalıdır. Onun için bıkmadan usanmadan bir öneriyi yinelemek gerek: Doğrudan özgün metinler okunmalı, olabildiğince eleştirel kaynakçadan, açımlamalardan, yorumlardan uzak durulmalıdır. Orta öğrenimin ve üniversite öğreniminin işlevi, bir kitaptan söz eden hiçbir kitabın, söz konusu kitaptan daha fazlasını söyleyemeyeceğini anlamamızı sağlamak olmalıdır; oysa tam tersine inanmamız için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Değerlerin tersyüz edilmesi çok yaygın bir durum: Buna bağlı olarak, giriş yazısı, eleştirel yorumlar, kaynakça, metnin söylemesi gereken ve ancak ondan daha çok şey biliyormuş edasına bürünen aracılar olmaksızın konuşmasına izin verilirse söyleyebileceği şeyleri gizlemek için bir tür sis perdesi gibi kullanılıyor. Buradan şu sonuca varabiliriz. Bir klasik sürekli olarak kendisi hakkında bir eleştirel söylemler bütününü tahrik eden ama hep onları silkeleyip üzerinden atan bir yapıttır. – Sayfa 14Kitap okumanın pusulasız çıkılan, kadersel tanışmalara şans verilen bir yolculuk olduğunu söyleyenler olsa da okulun bu konuda okuma kültürü edindirmede başat yapıtlarla öğrenciyi tanıştırması gerektiğini belirtiyor Calvino, ama bir eklemeyle:

“Okul, insana belli sayıda klasiği az çok tanıtmak zorundadır; kişi daha sonra onlar arasından kendi klasiklerini tanıma olanağını bulacaktır. Okulun görevi, kişiye bir seçim yapmasını sağlayacak araçları vermektir; ama asıl önemli seçimler, dışarıda ve her tür öğrenimden sonra gerçekleşen seçimlerdir.

Ancak belli bir çıkar gütmeyen okumalarda senin kitabın haline gelecek olan kitapla karşılaşabilirsin. Çok iyi sanat tarihçisi tanıyorum, çok okumuş birisi; bütün kitaplar arasında, en sevdiği Tuhaf Bir Serüven üzerinde yoğunlaşmış; her fırsatta Dickens’ın bu kitabından espriler aktarır, hayattaki her olayla romanın sahipleri arasında bağlantı kurar. Yavaş yavaş kendisi, evren, gerçek, felsefe, mutlak bir özdeşleşmeyle Tuhaf Bir Serüven romanının çehresine bürünmüştür. Bu yolla, çok yüksek ve iddialı klasik bir görüşe ulaşıyoruz: Eski çağların tılsımları gibi, evrenin eş değeri biçimini alan bir kitaba klasik denir… Senin klasiğin, kayıtsız kalamayacağın ve onunla bağlantılı olarak hatta onunla karşıtlık içinde kendini tanımlamanı sağlayan kitaptır. – Sayfa 14.

Önemli bir soruna daha değiniyor Calvino, bu kadar çok üretilen bu kadar çok yazılıp çizilen bir dünyada klasiklere ne kadar vakit ayırmalıyız? Çağdaş metinler hatta daha da basit popüler romanlar hakkında: “Güncellik bayağı ve ürkütücü olabilir ama gene de ileriye ya da geriye bakarken kendimizi konumlandıracağımız bir referans noktasıdır.” diyor. Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür Kitabı’nda yazı içselleştirilmeden önce şairlerin anlatı metinlerini akıllarında tutmasının tek yolunun hikayeleri uyaklı bir biçimde ezberlemek olduğunu, arada ezberleyen şairlerin dahi fark etmediği değişikliklerin meydana geldiğini anlatmaktadır. Ancak bu hatırlamak zorunluluğu belleğin üzerine yük bindirmekte ve özgül yepyeni eserler yaratılmasına engel olmaktadır. Zihnin uyakla biçimlenmiş kalıpları kırılamamaktadır. Hatta Walter J. Ong’a göre Platon şairleri ve yazarları kurduğu sistemin yıkılmasına neden olacaklarından korktuğu için değil, yaratıcı olmadıkları için Devleti’ne almamıştır.

İlk metinlerden bahsederken Calvino’da bu hatırlama zorunluluğuna şu biçimde değiniyor:

“Odysseus, katetmek zorunda olduğu yolu, yazgısının biçimini unutmamalıdır; kısacası Odysseia’yı unutmamalıdır. Ama doğaçlama olarak söylenen ozan ya da daha önce söylenmiş şiirlerden parçaları ezbere bilen saz şairi de, geri dönüşü söylemek istiyorsa, unutmamak zorundadır; yazılı bir metnin desteği olmadan dizeler söyleyen kişi için unutmak var olabilecek en olumsuz fiildir ve onlar için geri dönüşü unutmak demek, geri dönüşler adı verilen şiirleri yani dağarcıklarının mihenk taşlarını unutmaları demektir. – Sayfa 20

Klasikler, bize insan yazgısının pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve gerçeğin devamlı olarak geç kaldığını anlatmaktadırlar. Gündelik hayatta ya da edebiyatta bir insan gece yatağında yatar ve tavanı seyrederken biri onu sevmekten vazgeçebilir ya da aldatılabilir. O anda yatan insanın kader değişimi gerçekleşmiştir ama bunun bilgisi yatakta yatan insana ulaşmamıştır. Ve uzunca bir süre daha ulaşmayabilir. Gerçek, gecikecek ve bu gerilim anlatı metninin temel omurgasını oluşturacaktır.

Anlatı metinleri benlik algısının gelişmesini sağlarlar. Okurun kendini birçok karakterle karşılaştırıp değerlendirmesine ve tanımasına kapı aralarlar. Klasikler bunu daha ikna edici biçimde yaptıkları için klasiktirler. Söz gelimi Ovidius, Dönüşümler’inde okuru anlatısının temposuna öyle bir çeker ve özdeşim kurmasını öyle bir sağlar ki temponun arttığı yerlerde kullandığı üçüncü tekil şahıs ve şimdiki zaman kipi tempoyu yavaşlatmaya karar verdiği yerlerde ikinci tekil şahsa ve geniş zaman döner. Somut bir dil ve kesin bir biçimde yapılan önadlarla dolu betimlemeler bu eserlerin bilerek yazıldığını ve şans eseri bugünlere gelmediğini bize kanıtlar cinstendir.

Başka Makale Yok