Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Aşağıdaki makaleyi ben yazdım sevgili okur, aslında oturup bunu blog formatına uygun bir duruma getirecektim ama çarşı karıştı üşendim demeyeyim de usandım. Buyrun akademik destekli yabancı dille öğretim sorunu. Çocuklarınıza falan ingilizceye aşina olsun diye küçük yaşlardan itibaren İngilizce öyküler okumaya falan kalkmadan önce dikkatle okuyun.  

YABANCI DİLLE ÖĞRETİM SORUNU

Onur TAŞDEMİR[1]

Öz

Ülkemizde yabancı dil öğretimiyle yabancı dille öğretim birbirine karıştırılmaktadır (Kavcar, 2007). Yabancı dilin daha iyi öğrenilmesi amacıyla yabancı dille öğretim yoluna gidilmektedir. Bu hem çağdaş öğretim yöntemleri açısından hem de ulusal onurumuz açısından kaygı verici bir durum meydana getirmektedir.

Bu çalışma, yabancı dil öğretmek ve çağdaş dünyaya ayak uydurmak amacıyla yabancı dille öğretim yapma hatasına düşülmemesi gerektiğini aktarmaya çalışmaktadır. Ülkemizde üniversiteleri tercih sebebi hâline getiren yabancı dille eğitimin bilimsel dayanağı olmadığını ortaya koymak amacındadır.

Anahtar Sözcükler: Yabancı dille öğretim, yabancı dil öğretimi, Yabancı dilde öğretim, yabancı dilde eğitim, yabancı dille eğitim.

Giriş

W.V Humboldt, dilin yalnızca iletişim kurmak için ortaya çıkmış bir kavram olmadığı söyler. İnsanoğlu düşünerek dili bulmuş, daha sonra ise dil sayesinde düşünmeye başlamıştır (Akarsu, 1984). İnsan, kavramlarla düşünür, kavramların dildeki karşılığı ise sözcüklerdir. İnsan ne kadar çok sözcük öğrenirse kavram hazinesi o kadar varsıllaşacak ve o ölçüde yaratıcı düşünebilecektir. Özdemir’e (2002) göre, eğer bir çocuğa Arapça kökenli “kelime” ya da İngilizce “Word” sözcüğünü öğretirseniz çocuk sadece bu sözcükleri öğrenmekle yetinecektir. Ama bunlar yerine ana dilimizin kaynaklarından beslenerek ortaya çıkmış Türkçe “sözcük” kavramını öğretirseniz çocuk yalnızca sözcüğü değil; söz, sözcük, sözel, sözlükçülük, sözelci, sözcü, sözcülük… gibi onlarca yeni sözcük öğrenecek ve kavram hazinesi genişleyecektir. Yabancı dille eğitim yapıldığı zaman derslerde anadiliyle karşılaşmayan öğrencilerin bu yüzden kavram hazineleri eksik kalmakta ve düşünen bir birey durumuna gelmeleri mümkün olmamaktadır. Keza W. V. Humboldt da insanın en iyi ana dilindeki sözcüklerle düşünebileceğini özetle ana dili kadar düşünebileceğini ifade etmektedir.

Yabancı dille eğitim, sınıfta önemli bir iletişim eksikliğine de neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar yabancı dille eğitim yapılan kurumlarda öğrencinin derse katılımı konusunda olumsuz bulgular ortaya koymuştur. Öğrenci ya da öğretmenin biri ana diliyle konuşuyorsa bu yarı yabancı dille öğretimdir. Türkiye’de ise çoğunlukla öğretmenin de öğrencinin de ana dili İngilizce olmadığı halde İngilizce öğretim yapılmaya çalışılmaktadır (Kavcar, 2007). Daha iyi iletişim kurabilmek olasıyken başka bir dil kullanmak eğitim-öğretim süreçlerini olumsuz etkilemektedir.

Kavcar’a (2007) göre, kendi kültürünü ve dilini yok sayan bir ulus, varlığını tehlikeye atmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yabancı dilde öğretim yapılmamaktadır. Çoğu ülkede yabancı dille öğretimi yasaklayan kanunlar vardır. Yabancı dille öğretim yalnızca az gelişmiş ya da sömürge haline getirilmiş ülkelerde görülmektedir. Örneğin Fransa’da, 1994 yılında ulusal kültürü ve milli dili İngilizce etkisine karşı korumak amacıyla “Fransızcayı Korumaya Yönelik Yasa” çıkarılmıştır (Erdenk, 2005). Bu yasanın dokuzuncu maddesi şu biçimdedir: “Eğitim, sınavlar ve yarışmalar ile kamu ya da özel sektöre ait kurumlarda yapılan tezler ve bilimsel yazılar için kullanılacak dil Fransızcadır.”

Günümüzde Türkçe akıl almaz bir hızla yabancı sözcükle doldurulmakta (Kavcar, 2008) ve artık iş yerlerinin adını dahi bilemediğimiz, tanımadığımız sokaklar yaratılmaktadır. Halbuki Türkiye halkı bağımsızlık savaşını bir asır önce vermiş ve kazandığı zaferle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

1.Dil Devrimi

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkçe ilerleme dönemine girmiştir. Devlet yazışmaları için ayrı halk için ayrı bir dilin kullanılmasının halkla yöneticiler arasında kopukluğa neden olacağı düşünülür. Farsça ve Arapça sözcüklerin çoğunlukta olduğu karmaşık bir dilin eğitim öğretimde kullanılması olası değildir. 20 Mart 1926 tarihinde Milli Eğitim Bakanı, Maarif Teşkilatı Tasarısı görüşülürken dilin ıslahı ve sözlük hazırlama gereğinin üstünde şu sözlerle durur (Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitimle İlgili Söylem ve Demeçler -I, 1946): “Mevcut lisanımızı tetkik etmek, millete lügat hazırlamak için bir Dil Heyeti’ne ihtiyaç vardır. Memleketimizin mevcut mütehassıslarını toplayacağız. Dilimizin ıslahı için ne yapmak lazım gelirse tedbir alacağız.”

Aynı yıl Dil Heyeti kurulur.

Az zaman vardır ve çok köklü değişiklikler yapılması gerekmektedir. 1 Kasım 1928’de Yeni Türk Abecesi kabul edilir. 24 Kasım 1928’de Millet Mektepleri Talimatnamesi yayımlanır ve Baş Öğretmen Atatürk’ün önderliğinde ülke çapında okuma yazma seferberliği başlatılır. Bununla yetinilmeyip 1930’da Halk Okuma Odaları açılır ve nüfusunun yüzde doksanı okumaz yazmaz Türkiye halkı eğitimsiz kalmaktan kurtulacak bir araç edinmiş olur (Sever, 2007). Atatürk’ün: “Ulusal bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.” Sözünden hareketle çalışmalar hızlanır. Baş Öğretmen ünvanına sahip Atatürk de dil işçisi olarak büyük bir çaba harcayarak Dolmabahçe Sarayı’nda elleriyle bir geometri kitabı yazar. Müselles sözcüğü yerine üçgen, zaif sözcüğü yerine artı, nakıs sözcüğü yerine eksi, müsavi sözcüğü yerine eşit karşılıklarını üretir. Kavcar’ın (2007) belirlemesiyle Atatürk’ün yazdığı Geometri kitabı olmasaydı bugün üçgenin alanı şu biçimde tanımlanırdı: “Bir müsellesin meshaha-ı sathiyyesi kaidesiyle irtifaının darbının nısfına müsavidir.”

Bugün devletin amacı yabancı dil öğretmek olsa dahi Türkiye’de ciddi rakamlardan söz açabileceğimiz bir yabancı dil öğretim pazarı kuruldu. Bu yolla piyasaya giren Amerikan ve İngiliz yayınevleri Türk dilinin kullanım çevrenini kuşattı. Öğretmenlik becerisi dahi sorgulanabilecek yabancı insanlar öğretmen olarak görev yaptı. Üstelik yabancı dille öğretim yüzünden en başarılı öğrenciler de Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ya da Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) iş sahibi edildi. Devletin yatırım yaptığı ve parasını halkın cebinden verdiği değerli öğrenciler beyin göçüyle başka ülkelere gitti. Parası milletçe verildi. Kazancı ise AB ülkeleri ve ABD’ye yaradı (Demircan, 1996).

Halbuki bağımsızlık gururunun ve ulusal onurun gerektirdiği üzere 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’ne yurtdışından gelen akademisyenlere ilk üç yıl içinde Türkçe’yi öğrenmeleri ve derslerini Türkçe anlatmaları şart koşuluyordu (Taşdemirci, 1992).

2.Dil Bilinci

Yabancı dille öğretim yapan okullardaki çocuklar ana diline giderek uzaklaşmakta ve kendi dillerini yetersiz görmeye başlamaktadırlar. Halbuki dilimiz ek açısından çok zengin, inceliklere sahip atasözleri ve deyimleri olan, örtmece sözcükleri olan, hiçbir dilde rastlanmayacak genişlikte akrabalık kavram alanını taşıyan, onlarca, yüzlerce renk adı bulunan bir dildir (Aksan, 2005).

Türkiye’de İngilizce diliyle yapılan öğretimin bilimsel bir dayanağı yoktur. Yabancı dilde eğitim veren üniversitelerde dahi yapılan araştırmalar sonucu öğrencilerin de yabancı dilde eğitim almak istemedikleri sonucu bulgulanmıştır. İngilizce diliyle öğretim yapılan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yapılan araştırma da tezimizi destekler niteliktedir. ODTÜ’lü öğrencilerin İngilizce diliyle eğitim görmek istemedikleri belirlenmiştir (Okan, 1997). Yapılması gereken İngilizce dilini verimli bir biçimde öğretmek ancak tüm eğitimi İngilizce yapmaktan vazgeçmektir.

Galatasaray Üniversitesi’nde Fransızca diliyle eğitim alan bir mühendis doğal olarak Fransızca mühendislik terminolojisini öğrenmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) mezun olan bir mühendis İngilizce diliyle eğitim almakta ve dolayısıyla İngilizce terminolojiyi bilmektedir. Anadolu Üniversitesi’nden mezun olan mühendis ise Türkçe terminolojiyi bilmektedir (Apaydın, 1996). Teknolojiye yatırım yapılması gereken 21. yüzyılda bu mühendislerin birbirleriyle çalışmaları olası değildir. Çünkü birbirlerini anlamayacaklardır. İki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı beraber çalıştıkları zaman hangi dili kullanacakları belirsiz bir hal almıştır.

Kavcar’ın (2008) belirlemesiyle Yabancı dille öğretimin bu kadar popülerleşmesi ve Türkiye’nin en önemli üniversitelerinde yabancı dille öğretim yapılıyor olmasının sebebi “Türkçeden Kaçış” sorunudur. Politika yapıcıların, medyada görev yapan insanların büyük bir kısmının dil kullanımında özensiz davranması, kimi sözcüklerin çok güzel Türkçe karşılıkları olmasına rağmen ısrarla yabancı sözcüğü kullanmayı yeğlemeleri, uzlaşma yerine konsensus, yoğunlaşma yerine konsantrasyon, izlenme oranı yerine rating, başlama yerine start vermek sözcükleri kullanılmasıdır.

3.Avrupa Birliği ve Türkçe

Türkiye’nin AB’ye girmesi için de öne sürülen şartlardan biri dil. Dil bilinci bile isteye esnetilmeye çalışılıyor. Abecemizde W, Q ve X harflerinin olmamasının Kürtçe isimleri yazmakta sıkıntı yaratacağı ileri sürülüyor. Türkiye kimliği zedelenmeye çalışılıyor (Kavcar, 2007). Halbuki Almanya’da yaşayan ve sayısı milyonları bulan Türkler için Alman abecesine ş ve ç harflerinin eklenmesi tartışılmıyor.

Fransa, İtalya, Almanya Avrupa Birliği’ne dillerinde bir değişiklik yaparak girmediler. Fransa ana dilini korumak için Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa çıkardı. Türkiye’de 1930’lardan 1980’lere kadar yürürlükte kalmış Belediye Gelirleri Kanunun 21. maddesi Türkçe’nin bozulmasına karşı önlemler barındırıyordu (Türk Dili, 1997). Çeşitli iş yerleri adları ve tabelaların Türkçe olmasını zorunlu tutan bu madde kaldırıldı.

Sonuç

Eğer çağdaş ülkeler seviyesinde çıkmak ve ana dili bilincini yeniden kazandırmak istiyorsak öncelikle öğretim programlarına Türkçe’nin yetkin örneklerinin yer aldığı içerikler eklemek, Türkçe ve edebiyat derslerini bir kültür dersi olarak görüp çok uyaranlı bir akış izlemek gerekmektedir (Sever, 2007). Bu amaçla 2000 yılında Prof. Dr. Cahit KAVCAR yönetiminde liseler için bir program hazırlanmaya başlanmış, önceki programdaki yetersizlikler incelenerek, bilimsel bilgiler ışığında tekrar halkın dil hazinesine yönelinmiş taslak bir program hazırlanmış ancak yönetim değişikliği sebebiyle uygulanamamıştır (Kavcar, 2003). 2000 yılında ilköğretim öğrencileri için Prof. Dr. Sedat SEVER başkanlığında aynı ilkeler doğrultusunda hazırlanan program da yönetim değişikliği nedeniyle uygulanamamıştır (Sever, 2003). Buna benzer çabalar öncesinde de Kültür Koleji’nin önderliğinde Emin ÖZDEMİR, Adnan BİNYAZAR ve Celil ALTIN tarafından da ortaya konmuş, liseler için Çağdaş Türkçe ve Edebiyat Dersleri adlı bütünleşik bir program hazırlanmıştır (Işıksalan, 2005). Bu çaba da ülke çapında işe koşulamayan sınırlı bir çaba olarak kalmıştır.

Yabancı dille öğretim hatasını ortadan kaldırmak için yapılması gereken ana dili bilincini doğru öğretim programlarıyla tekrar kazandırmaktır. Düşünen duyarlı bireyler yetiştirmek için özenle seçilmiş metinleri öğretim ortamına taşımak gerekmektedir.

Öğretim programı kadar önemli olan bir diğer öge öğretmen ögesidir. Kavcar’ın (2003) belirlemelerine göre, öğretmenlerimizin büyük çoğunluğu eksik ya da yanlış bilgilere sahip. Geçirildikleri geleneksel öğretim sisteminden de kaynaklı olarak çağdaş metinlerden habersizler. Üniversitelerdeki programların yeniden incelenmesi ve çağın buluşları doğrultusunda yeniden yapılanması gerekmektedir.

Örneğin Almanya’nın Essen Üniversitesi’ndeki Türkçe Öğretmenliği programı, bakılması gereken yapıcı esaslara sahip bir program olarak değerlendirilmektedir. Dilbilim ve metin dilbilimin son yıllardaki keşiflerinden de faydalanan program öğrencilere seçimlik dersler sunmuş ve bu seçimlik dersleri de her sene alandaki buluşlarla ve çağdaş metinlerle sürekli güncelleme yoluna gitmiştir. Kuramsal bilgilerle uygulama becerisini bütünleşik bir biçimde öğrenen öğretmen adayları Türkçe ve edebiyat derslerini etkin biçimde işleyecek yeterliklerle donatılmıştır (Işıksalan, 2005).

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki ana dilini iyi düzeyde kavrayıp öğrenemeyen, onun inceliklerinden haberdar olmayan, yetkin örneklerini tanımayan bir insanın yabancı dili kavraması da zorlaşmaktadır (Kavcar, 2007). Bu sebeple Türkçe öğretimini ciddiyetle gözden geçirmek, eleştirel düşünme becerisi kazanmış araştıran, sorgulayan bireyler yetiştirmek gerekmektedir. Eğer çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkmak, üreten, düşünen bir nesil yetiştirmek istiyorsak Türkçeyi bir bilim dili haline getirmeli, zenginleştirmeli (Sever, 2005) ve Türkçe bilimsel yayın sayısını artırmalı, Türkçe yetkin örneklerin verildiği bir sanat evrenini desteklemeliyiz.

Yabancı dille öğretim, toplumları kültürel ve ulusal bağımsızlığından uzaklaştıran bilerek ya da bilmeyerek kültür emperyalizmine maruz kalmasına neden olan bir öğretim biçimidir. Türk İngiliz Dili Edebiyatı Profesörü, yazar, filolog ve çevirmen Mina URGAN’ın (1998) anlatımıyla: “Üniversite eğitimiyle ilgili beni en çok üzen bir konuya kısaca değinmek istiyorum: Üniversitelerimizde Türkçe yerine İngilizce eğitim yapılması tam bir rezalettir bence. Yabancı diller elbette ki öğretilmelidir. Ama üniversitelerde ancak yabancı filolojilerdeki Türk hocalar yabancı dil kullanabilir. Örneğin İngiliz edebiyatı dersi verilirken bir öğretim üyesi İngilizce konuşmayı, ötekisi Türkçe konuşmayı yeğleyebilir. (Nitekim ben kendim, öğrencilerin İngiliz edebiyatı okuduklarına göre, mümkün olduğu kadar bu dili duymaları için İngilizce ders verirdim.) Ama şimdi birçok üniversitede yapıldığı gibi, bütün derslerin İngilizce verilmesinin, bunun ‘Globalleşme’ denilen yutturmacanın doğal bir sonucu sayılmasının, sömürge olduğumuzu resmen kabul etmekten başka bir anlamı olamaz. Avrupa ülkeleri de globalleşiyor sözde. Gel gelelim, Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da İngilizce eğitim yapan tek üniversite yok. Ne acıdır ki ancak bizim memleketimizde var böyle bir kepazelik. Üstelik anladığım kadarıyla yabancı dilde yüksek öğrenim görenler, ne o dili doğru dürüst öğrenebiliyorlar; ne de kendi dillerini. İngilizceleri de yarım yamalak kalıyor, Türkçeleri de…”

 

Kaynakça

Aksan, D. (2005). Türkçenin Zenginlikleri, İncelikleri, Ankara: Bilgi Yayınevi.

Apaydın, E. (1996, 21 Aralık). Öğrenim Türkçe Olmalı, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, Sayı: 519.

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri I. (1946). MEB Basımevi, 365.

Demircan, Ö. (1996, 21 Aralık). Yabancı Dilde Öğretim ile Nereye?, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, Sayı: 519.

Erdenk, E. (2005). Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Türk Dili Özel Sayısı, 23–43.

Işıksalan, N. (2009). 2005 Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programının Değerlendirilmesi-Alan Araştırması Eskişehir Örneği, Ankara: Türkerler Ofset.

Kavcar, C. (2005). Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Çöküş İçinde mi?, Çağdaş Türk Dili, Sayı: 207.

Kavcar, C. (2007). Yazı Devrimi ve Türkçenin Yaşaması, Türk Dili, Sayı: 237.

Kavcar, C. (2008). Türk Dili ve Edebiyatıyla İlgili Yeni Çalışmalar, Türklük Bilimi Araştırmaları, Türkçenin Öğretimi Özel Sayısı, Sayı: 513, 20-26.

Kavcar, C. (2008). Türkçenin Güncel Sorunları, Çağdaş Türk Dili, Sayı: 244.

Okan, Z. (1996, 21 Aralık). Yabancı Dille Eğitim mi? Yabancı Dil Eğitimi mi?, Cumhureiyet Bilim Teknik Dergisi, Sayı: 519

Sarıdoğan, T. (2002). Türkçenin En Önemli Sorunlarından Biri: Dil Kirlenmesidir. Emin Özdemir ile Söyleşi. Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Sayı: 27.

Sedat, S. (2005). Nasıl Bir Türkçe Öğretimi?, Çağdaş Türk Dili Dergisi, Sayı: 210.

Sever, S. (2003). Türkçe Öğretiminde Yeni Yapılanma Çalışmaları, Türklük bilimi Araştırmaları, Türkçenin Öğretimi Özel Sayısı, Sayı: 513, 27-28.

Sever, S. (2007). Türkçe Öğretiminde Sanatsal Bir Uyaran Olarak Karikatürün Kullanılması, VI. Ulusal Sınıf Öğretmenliği Sempozyumu Bildiriler, Nobel Yayın Dağıtım, 222-229.

Sever, S. (2008). Eğitimde ve Bilimde Türkçe Eğitimi, Cumhuriyetimizin Kuruluş Felsefesinin Öngördüğü Eğitim Bildiriler, İnönü Üniversitesi Matbaası, 435-471.

Taşdemirci, E. (1992). Belgelerle 1933 Üniversite Reformunda Yabancı Bilim Adamları, Ankara.

Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı. (1997). Türk Dili, Sayı: 542

Urgan, M. (1998). Bir Dinozorun Anıları, İstanbul: İletişim Yayınları.

[1] Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Türkçe Eğitimi, Doktora Programı Öğrencisi

Başka Makale Yok