Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.
Serenad
4.1Genel Puanı
Dil ve Anlatım
İçerik
Kurgu
Sürükleyicilik
Okuyucu Derecelendirmesi 0 Oy Sayısı

Bir ay kadar önce bir arkadaşım Livaneli’nin “Serenad” kitabını hediye etti. Kitap, hacim bakımından ağır ama olmamış. Evet anlatılan, işlenilen mevzu çok değerli ama üslup dağınık, gereksiz onca açıklama ve büyük bir anlatıcı sorunu var.

Metinde bir üniversitede çalışmakta olan Maya ve onun hayatını değiştirecek Prof. Dr. Maximillian anlatılmakta. Sene, 2000’lerin başı. Alman asıllı Amerikan Prof. Dr. Maximillian sunumunu yapmak üzere İstanbul’a gelir. Rektörün özel kalemi olan Maya ise onu karşılamak ve kalacağı üç gün boyunca eşlik etmekten sorumludur. Max’ın kafasında ise başka bir şey vardır. Karısı yahudi olduğu için memleketinden kaçarken yakalanmıştır. Romanya’daki kampa gönderilen karısını çeşitli yollarla “Struma” adlı gemiyle İstanbul’a getirtmeyi başaran Max, Filistin’e gidecek olan geminin Türk ve İngiliz devletlerinin baskısıyla kaderine terk edildiğini ve boğaza yanaşmasına izin verilmediğini görecektir.

Günlerce süren belirsizlik boyunca karısına kavuşmanın hayalini kuran Max, her gün kıyıya gidip güzel haberler beklemiştir. Ancak talihe ve tarihe bakın ki her gün kıyıyı gören bu gemi yolcuları, kıyıdan onlara bakanların gözleri önünde bir Rus denizaltı tarafından batırılmış ve içindeki yüzlerce insanla beraber bütün dünyanın gözleri önünde denize gömülmüştür.

Hikâyenin Maya ile kesişen tarafı ilginçtir. Max, İstanbul’a gelince kendi halinde, eşinden boşanmış, çocuğuyla yaşamakta olan sıradan bir insan olan Maya’nın peşine koca koca devlet ajanları takılmaya başlar. İngiliz, Türk, Rus…

Devamında anladığımızsa aslında Maya’nın ölüm döşeğindeki Max için Amerika’ya gitmekte olduğu ve okuduğumuz anlatıyı da bu esnada yazdığı gerçeğidir. Yerli yersiz uçağın içinde yazmaya devam ettiği bilgisini veren anlatıcı, bir yandan da olayı birinci ağızla anlatmaya devam etmektedir.

Ayrıca kitabı yazma amacını bir aşk hikayesinin tarihe gömülmesini engellemek olarak tanımlayan Maya, kendi yaşam öyküsüyle anlattığı öykü arasında bocalamaktadır. Ergen oğlunun yatağında bulduğu spermleri dahi anlatan Maya, Her fırsatta İstanbul’da yaşamanın olumsuzluklarından da maaşının azlığından da yakınmayı ihmal etmemiştir. Max’ın temiz aşk hikayesine duyduğu hayranlığın yanında çocuğunu boşandığı eşine terk ederek hareket etmesi Maya’nın tutarsız yanlarındandır. Arada bir seviştiği arkadaşı Tarık’ın yardımları sayesinde bir nebze olsun aklanan Maya işinden de bu yüzden olacaktır. Fakat bundan da gocunmuşa benzememektedir.

İnanın hikayesi çok güzel kitabın. Aşk, sürgün, ölüm… Max’ın eşi Nadia için “Serenad” isimli bir beste yapması ve bunu geminin batırıldığı 24 Şubat günü 60 küsür yıl sonra gelip yeniden Şile’de yani Struma’nın batırıldığı yerde çalması…

Ancak anlatım şekli acemice işte sevgili okur. OkuRu sürüklemekten çok bitse de internetten adam akıllı şu olayı öğrensem dedirten bir üslup var. Maya sürekli babaanne ve anneannesini hatırlamakta ve onlara sığınmakta. Zira bu kadınlar sürgünlerde çok acılar çekmiş kadınlar. Oysa kendisi hali vakti yerinde güçlü bir kadın. Üstelik onlarla kendini anlamsız şekilde özdeşleştirmekte, sürekli ben hem yahudi hem müslüman hem de bir hristiyanım demektedir. Bunu sık sık dile getirmesi bir soru işaretidir. Ayrıca kitabın son bölümünde daha önce gördüğü ve aleyhine ifade veren motel görevlisi gelip “Ben Azrailim abla.” diyerek kendini yeniden tanıttığında Maya buna başta şaşırır ama sonra buna okuru da inandırmaya çalışır.

Hiçbir alıntı yapmadım. Olduğu gibi düşüncelerimi yazdım. Zülfü Livaneli’nin birkaç kitabı daha var okunmayı bekleyen. Zannediyorum biraz daha beklemeleri lazım. Esen kalın.

EDİTÖR’ÜN NOTU: Aşağı yorum olarak da ekleyebilirdim ama duramadım buraya ekledim. Delihaydarefendi, Maya’ya sinirlenmiş o belli. Yazar yer yer cinsiyetçi biriymiş gibi duruyor ama inanın değil sevgili okurlar bazen böyle olabilir diyor ve esen kalmanızı diliyorum.

Başka Makale Yok