Portekiz’deki Açık Hava Sineması

Portekiz Guimares’te alışılmışın dışında bir Açık Hava Sineması adresine gitmek isterseniz. Bunun ilk yolu aynı anda 16 kişinin gövdesine kadar girebildiği Kırkayak Sineması’na gitmek.Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Ayakta SinemaBarlett Mimar Okulu profesörlerinden Colin Fournier tarafından tasarlanan Açık Hava Sineması, Polonyalı sanatçı Marysia Lewandowska’nın ekibi ve Londra stüdyolarından NEON tarafından inşa edilmiş.

Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Gövde Sineması

Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Saglik Calisanlarina Ozel Indirim e1609438807643

Mantar biçimindeki tasarımın iç ve dış duvarları oluşturduğu Açık Hava Sineması hakkında Fournier: “Biz burada mantar biçiminin mimari amaçlarla kullanılabileceğini de göstermek istedik.” diyor. Mantarların dışında açık renk kullanılırken sinemadaki karartma efektini sağlamak için içinde siyah renk kullanılmış.

Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Estada Novo Cinemas

Ayakta izlendiği için genellikle 3 dakikalık fragmanlar ya da kısa filmler gösterilen sinemanın projesi aslında ilhamını 1950’lerdeki Estodo Novo rejiminde açılan yerel sinema kulüplerinden almış. Bu yerel sinemaların zamanında radikal politik eleştirinin yapılabildiği birkaç kültürel alandan biri olduğunu belirten Fournier bunu hatırlatan ve sundukları önemli katkıyı unutmadıklarını gösteren bir eser ortaya koymaya çalıştıklarını söylemiş.

Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Mantar Mimari

Bence fena girdi olmadı.

Portekiz'deki Açık Hava Sineması | Fournier Centipede

İzmir Göztepe Sineması

Gene görüşürüz sevgili okur. Ben çocukken İzmir Göztepe’de şimdi Goethe Enstitüsü’nün ve İş Bankasının olduğu alanda dev bir açık hava sineması vardı. Hatta annemler ve teyzemler çocukken giderlermiş. Yıllardır açık hava sinemalarını merak eder filmlerden gördüğüm kadarıyla bilirdim. Sonra birkaç panayırda gerçeğine rastladım. Muzaffer İzgü’nün Ekmek Parası’nda anlattığı üzere orada çalışan bir çocuğun öyküsünü okudum ve açık hava sinemalarına dair bilgim arttı.

Hoş şimdi İzmir’de o alanda çok prestijli bir enstitü var yanında da elit bir kafe yaptılar. Bu eski yapıları sürekli restoran ya da kafelere çevirmeleri de beni delirtiyor bir taşın başında da latte içmeyiverin lan tarih var orada diyorum ama diğer taraftan tarihe bu kadar yakın olmak ve bozmadan hala oralarda oturmak hoşuma gidiyor. Bilemedim. Kafe açmak da çok mantıksız değil sanırım. Sadece bu kadar elitleştirmek doğru değil diyor ve hepinize burunlarınızdan öptüğüm sağlıklı karantina günleri diliyorum.

Bir sonraki sinema yazısında görüşmek üzere kendine iyi bak. Ara sıra film izlemeyi güzel kitaplar okumayı ve iyi belgesellere bakmayı da ihmal etme.

Yorum yaz!