Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Mahallede çocuk yok yine. Ne zaman olmuştu ki!

Çoğu kez güne bu düşüncelerle başlardı. İki yıl önce, babasının ani bir kararıyla geldikleri büyük şehir, ona sadece bu düşünceleri öğretebilmişti. Ha, bir de babasının ani kararı zannettiği şeyin aslında pek de ani olmadığını. Aslında evde yükselen seslerden ve sofradaki eksiklerden az çok çocuk aklıyla idrak etmeye başlamıştı durumu. Geçinemiyorlardı. Dedesi sağ olsun. Toprak sahibi de değiller zat-ı muhteremin(!) sayesinde. Anne ev hanımı, baba inşaatlarda işçi. Köy yerinde ne kadar inşaat olur? Bitti işte. Haydi, büyük şehre. Taşı toprağı hâla altın mı bakmaya.

Köyde doğmuş, büyümüş. Arkadaşları, alışkanlıkları, tozlu bilyeleri, tahta kılıcı hep geride kaldı. Kimse oyuncaklarını halılarından ya da koltuklarından değerli bulup atmadı kamyonun arkasına. Bu yüzdendi aslında biraz öfkesi ve küskünlüğü. Özellikle annesi farkındaydı durumun ama ne gelsin kadıncağızın elinden. Onun da baktığı başka bir el var.Uzun süre sonra bu kafa karışıklığında ve yalnızlıkta kendisine bir eğlence buldu. Ateş. Evet, ateşe bayılıyordu. Bir şeyleri yakmayı, küle dönüşlerini izlemeyi, yanarken çıkardıkları sesleri dinlemeyi çok ama çok sevdi. Bunları izlemek, dinlemek ona inanılmaz bir haz veriyordu. Her şeyi unutuyordu o sırada. Dünya’nın en mutlu en huzurlu hatta en yalnız olmayan çocuğu gibi hissediyordu. Ama çocuk yaşlarda biri için ateş yakmak lüks bir alışkanlıktı. Kibrit lazım, gizlenecek yer lazım öyle her yerde yakılmaz ateş yetişkinler kızar. Bir akşam “üstü acemilik işte” denedi kendisini en mutlu eden şeyi o da çabuk belli oldu. Hemen müdahale ve evde azar. Bu arada kibrit ihtiyacını uzun süre evdeki ocağı tutuşturmak için koliyle alınan kibritlerden aşırarak sağladı. Maalesef akşam acemiliği kibritlerin yerini meçhul etti.

Tekrar başa döndü. Buraya geldikleri ilk güne, elinde onu avutacak hiçbir şeyin olmadığı günlere. Bu yüzden daha da erken çıkmaya başladı evden ve eve daha geç gelmeye. Hatta evden biraz daha uzaklaşmaya başladı her çıktığında. Bugün yan mahalleye, yarın onun yanına, diğer gün bakkalın oraya, manavın oraya, durağın oraya… Yaşadığı yeri keşfetmeye başladı iyice. Fakat aklında sürekli kibritleri, ilk tutuşturduğu plastik, onun kokusu; kartonlar, tadını hiç bilmediği yiyeceklerin ambalajları. Bir keresinde kuşe kağıt bir dergi yakmıştı, ne değişik tutuşup renk renk olmuştu.

Yaşadığı bölgenin dışına çıkmaya başladığında insanların sigaralarını kibrit dışında bir şeyle yaktığını fark etti. Hal bu ki babası sigarasını sardıktan sonra hep kibritle yakar hatta yaktığı kibriti söndürdükten sonra ters koyardı kutuya. O da öyle yapardı, babasından öğrendiği gibi. Belki de babasını örnek aldığı tek şey buydu. Bir cesaret adını öğrenmek istedi o sigara yakıcısının. Bakkalda görmüştü aslında ama ne işe yaradığını bakkalın önünde gömlek cebinden çıkarıp sigarasını yakınca somurtkan bakkal anlamıştı. Rutin bakkala gönderildiği bir günde sordu somurtkan bakkala;

– Bu ne?

(Karşısındaki somurtkan bir anda “canavara” dönüştü.)

– Ne o lan! Cigara mı içeceğen?

– Yok, hayır, ben…

– Sektir lan, pezeveng seni! Al şu parağan üstüü. Yörüü. Eşşoğlusu!

Adını öğrenemedi, öğrenemedi de bir de kin sahibi oldu bakkala. “İnsanlar kötü, insanlar kötü, ateş güzel, ateş güzel.” Uzun süre bunu tekrarladı yüreği.

Birkaç gün sonra, yine bir gezinmesinde gözüne takıldı cigara yakıcısı. İnanamadı, açıp kapadı gözlerini uzun süre, ovuşturdu ve gidip dokundu. Gerçek! Hemen denedi. Uzun süre gözlemlediği için pis bakkaldan, kullanmayı öğrenmişti. Ateş çıktı. Delirecekti sevinçten. Koşa koşa evin yakınlarına döndü, yıllarca gurbetçilik yapan bir işçinin köyüne dönüşü gibi. Hiç bu kadar hızlı koşmamıştı hatta bu kadar hızlı koşabildiğine kendisi de çok şaşırmıştı.

Eve çok yakın durmamalıydı. Karşı tarafta bir tepecik fark etti. Nasıl da kaçırmış gözünden. Upuzun çalılar var orada. Kendi boyundan da fazla. Saklanabileceği en iyi yer ve tabi ki ateş yakacağı. Hemen oraya koştu. Oturmasına bile gerek yoktu gizlenmesi için ama kendine güzelce bir yer yaptı kuru otların kendince en yumuşaklarını sererek. Belli ki uzun süre kalacak burada. İyi de yanına yakacak bir şey almamıştı ki. Heyecandan unutuvermişti. Ceplerine baktı. Pek bir şey de bulamadı. Etrafına bakındı. Sadece kuru otlar. Bir tane kopardı cigara yakıcısını (çakmak) çalıştırdı ve müthiş sesi duydu. (çıtır çıtır). Huzura bak, sesin güzelliğine bak. Kokusuna bak, harika!

Uzun süre koparıp koparıp yaktı otları. İyice serilmişti yerine, hatta uzandı da bir güzel. Artık yattığı yerden yakacaktı otları. Bu sefer koparmadı. Kendisine en yakın olanlardan bir tanesini dibinden yakıverdi. Büyük bir zevkle izlerken bir rüzgar ateşi diğer otlara doğru taşıdı. Hemen ayağa kalktı üfledi, üzerine bastı, tepindi ama çare yok. Ateş yayıldı. Baş edemeyeceğini anlayınca da yine koşarak eve doğru yol aldı. Yalnız, heyecanını ve kalp atışlarını bastırması gerekiyordu. Biriyle göz göze gelse itiraf edecek kıvamdaydı. Hatta göz göze geldiği o birine bir şey söylemesine gerek kalmazdı ki; bir etrafa bir de onun gözlerine bakmak yeterdi durumu anlamak için.

Aklına biraz uzaklaşma fikri geldi. Bakkalın oraya gitmek en mantıklısıydı. Zaten annesi de artık bakkalın civarında oturup insanları izlediğini biliyordu. Hızlı bir şekilde aklındakini yaptı. Yaklaşık bir saat vakit geçirdi bakkalın civarında. Artık çok sakindi. Hatta bunu başarabildiği için haklı bir gururu da vardı. Yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladı. Her zamanki gibi geçiyordu eve doğru; yavaş ve etrafı izleyerek. Evin önüne geldiğinde usulca karşı tarafa baktı. İtfaiye arabaları, elinde kovalarla insanlar, bağırış çağırışlar, duman, koku… Biraz heyecanlanmaya başladı ama hemen toparlayıp eve girdi. Olağan dışı davranmamak için elinden geleni yaptı. Annesi bir an uzun süre bakar gibi oldu gözlerinin içine ama her gün kontrol ettiği kibrit kutusu sayılarına çok güvendiği için pek oralı olmadı ve çocuğunun gözlerinden alıp gözlerini balkona yöneldi. Zaten uzun süre izlemişti de yemeğe bakmak için dönmüştü mutfağa.

Nedense büyük bir zafer kazanmış edasıyla içinde ama dışında normalliğini mükemmel koruyarak bitirdi günü. Uzun bir süredir bu kadar huzurlu koymamıştı yastığına başını.

Yangın akşamdan söndürülmüş, herkes dağılmıştı. Artık her sabah balkona çıkıp tablosuna bakıp gülümseyip öyle çıkıyordu sokağa.

Yaklaşık bir hafta geçmişti ki tablosunun üzerinde kamyonlar, dozerler, kepçeler görmeye başladı. Yaktığı alan çevrilmiş her gün farklı farklı insanlar gelmeye başlamıştı. Bunların arasında çok iyi giyimliler de var babası gibi giyinenler de var. Durumu anlaması çok sürmedi. Büyük bir bina yapılacakmış tablosunun üzerine. Babasından duydu hatta o kadar büyükmüş ki “site” diyorlarmış. Kısa süre, uzun süre işsiz olan babası da çalışmaya başladı orda. Ne hissedeceğini bilemiyordu. Şaşkın şakın takip etti inşaatı. Artık kibriti de yoktu cigara yakıcısı da…

Aylar geçti. Site bitti. Girişine kocaman yazı yazdılar. O yıl okumayı öğrenmeye başladı. Yazıyı çözdüğünde yüzünde aptal bir gülümsemeyle devam etti hayatına; “ÖZ YANGINLAR SİTESİ”.

Başka Makale Yok