Kuzum Nedir Bu Sembolizm Merakı: Bir Dönüşüm Eleştirisi

Kuzum Nedir Bu Sembolizm Merakı: Bir Dönüşüm Eleştirisi
Yazıyı puanla!

Başlamadan küçük bir not: kitabı henüz okumayanlar için uyarmam gerek, kitaptan spoiler niteliğinde kısımlar var yazıda.

Franz Kafka’yı uzunca bir süredir okumuyordum. Son okuduğum zamanın üzerinden de bir 6-7 yıl geçmiş olmalı.  6-7 yıl önce mesajını, anlamını, göndermesini sadece benim bildiğim şiirler yazardım. Şiirleri yalnızca edebi yeterliliğine güvendiğim insanlara okuturdum, çünkü özgüvenim pek yoktu. Pek yoktu derken soda şişesinin sonundaki son damladan bahsediyorum; dipteki o damlayı görmek rahatsız eder ama şişeyi ağzına diktiğin zaman o son damla ağzına ulaşmaz. Öyle bir yokluk…

Neyse, o zamanlar o şiirlerimi okuttuğum sınırlı sayıdaki insan bana şiirlerimin Kafka’yı anımsattığını söylerdi. Kafka okumam gerektiğini, eğer var olacaksa edebi hayatımı kafka’nın şekillendirebileceğini falan… O dönem okuduğum kitabı Şato’dan sonra öğrenciliğin, fakirliğin, de etkisiyle bugüne kadar Kafka okumamıştım. O arada ben şiir yazmayı bırakmış, bir ara öykü denemiş sonra bir yol olmaz, olsa da başka zamanlarda olur diye yazmaktan tamamen uzaklaşmıştım. Hele hele sembolizmi hayatımdan neredeyse tamamen çıkarmıştım. Gözümde sembolizm ancak güzel bir öykünün, resmin, şarkının, filmin, oyunun belli yerlerinde, tadında kullanılmalı; öyle bir eserin tabanını oluşturacak kadar çok kullanılmamalı.

Geçenlerde elime Dönüşüm gençti. Kitabın arka kapağı Kafka’ya övgülerle doluydu. Bu normal ve hatta bence haklı bir durum. Fakat o övgülerin arasında “Yalnızca 20. yüzyılın değil tüm edebiyat tarihinin en büyük yazarıdır.” gibi bir cümle vardı. Yayınevi o cümleyi oraya koymakla beni delirtti. Ya sen kimsin ki tüm dünya yazarlarını hiçe sayıp Kafka için böyle bir cümle kurabiliyorsun?  Şahsım adına sevdiğim yazarlar, yönetmenler, ressamlar müzisyenler arasında yalnızca bir müzisyen ve bir yazar dışında ben böyle bir cümle kuramıyorum. Haksızlık edeceğimi düşünüyorum böyle bir kıyaslamaya girersem. Hiçbir okurun, hele bir yayın evinin böyle bir yargıya varması hadsizliktir benim gözümde. Düşün sen Dostoyevski’sin, Poe’sun, Shakespeare’sin… birisi çıkıp diyor ki otur yerine, bu adam senden daha iyi. Ölür müsün öldürür müsün?

Neyse yayınevi için daha fazla söz söylemek laf salatası olacak. Yalnızca Dönüşüm değil, tüm kafka eserleri sembolizm doludur. Aslında sembolizm doludur demek yerine eserler temalarını sembolizm ile oluştururlar demek daha doğru olacak. Çünkü kitabın özünü oluşturan hikâye diye nitelendirebileceğimiz cümle bu sembolizmle kurgulanır, sonrası salt- salt olduğu kadar sanatsız bir dille- kâğıttaki yerini alır. Dönüşüm de böyle. Kitabın ilk cümlesi olan “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” aslında kitabın tam bir özeti. Bu cümle kitap için özü oluşturuyor. İlk cümle insanı ne kadar kitabın içine çekiyorsa, ne kadar güzel bir beklenti oluşturuyorsa, kollarınızdaki tüyleri ne kadar dimdik ediyorsa kitap her geçen sayfada kendini giderek okunmaz bir hale sokuyor. Bütün bu beklenti, iç gıdıklayıcı haz, merak giderek yok oluyor. Kitap giderek bitse de gitsek havasına sokuyor insanı.

Amacım asla Kafka’ya veya Dönüşüm’e hakaret etmek değil. Yalnızca fazlasıyla abartıldığını düşünüyorum. Kitabı ilk bitirişimden saatler sonra kaşıntıyla beraber gelen “Dur olm kestirip atma, sen kitabı anlamadın. Tekrar oku” hissi üzerine kitabı tekrar okudum. 10 kere daha okusam da aynı şey olacaktı. Kitapla ilgili içimde beslediğim beklentiler o kadar büyüktü ki kitap ancak insanı çıldırtacak kadar güzel olsaydı beklentimi karşılardı. Bu konuda ne yazara ne de kitaba haksızlık etmek istemiyorum, fakat kitap gerçekten vasatı aşamıyor. Kitabı okunur kılan ilk cümlesi ve kullandığı sembolizmi. Kafka sembolizmi kitapta gerçekten güzel işlemiş, sıkıp boğmuyor, insanda ne okudum şimdi ben hissi yaratmıyor, yalnızca Kafka ve eşrafının anlayacağı bir eser kesinlikle değil. Bu kitap için yapabileceğim en olumlu eleştiri sanırım. Yalnız söylemek zorundayım ki bir eserde kullanılan sembolizm ne kadar yoğunsa o eser kurgudan o derece uzaktır. Kurgudan uzak eserler de sanatsız, yani renksiz eserlerdir. Bu kitap da maalesef böyle.


Bunaltıcı, anlamsız, faydasız ve zevksiz bir hayat süren her insanda olduğu gibi Gregor Samsa’da da hayata karşı bir kırgınlık var. Kırgınlığa rağmen hayatını değiştirmek için hiçbir şey yapmaması, dönüşümünden sonra ailesinin verdiği ve vermediği tepkiler dönemin şartlarını ve Franz Kafka’nın kendi yaşantısını sembolize ediyor. Kitap da dolayısıyla Kafka’nın hayatı kadar sessiz, üzücü ve bir o kadar da sıkıcı. Benim estetik algımca anlatılmaya değer olsa bile bir olayı asıl okumaya değer kılan o eserin işleniş biçimidir. Yani demek istiyorum ki bir kitap kendini okutmak isterse sanatlı, heyecanlı veya ilgi çekici olmalı. Bu basit formül ne yazık ki Dönüşüm’de yok. Bu kitap ancak yazarda kendini bir şekilde görebilen kişiler için muhteşem diye nitelenebilir. Bunun dışında pek ilgi çekici değil kitap.

Bu yazıyı yazarken amacım asla “Kimse görmedi ama ben gördüm” şeklinde bir kibri dışa vurmak değil. Öyle hareket eden insanları ben de sevmem. Yalnız benim gözümde gerçekten bu kitap şaheser diye nitelendirilecek bir kitap değil. Ben, biraz da böyle övülüp dağlara çıkarılmasına ve beklentilerimi karşılayamamasına tepki gösterdim sanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir