Kuli, Dedem ve Aziz Nesin

Kuli, Dedem ve Aziz Nesin
Yazıyı puanla!

Yıl 2007. Fotoğraf çekebilen ilk telefonumla memleketime gitmişim. Var mı benden daha keyiflisi? Bizim neslin kendine ait bir fotoğraf makinesi olması, bir araba sahibi olmak gibi bir şey olduğu için geldiğim bu noktada şımardıkça şımarıyorum. Dağ, taş, dere, deniz, ev; her şeyi çekiyorum. İşte onlardan biri. Fotoğraf, iki kütük bir de örme iskemleden oluşsa da biraz eğilince kulağımıza çok şey fısıldıyor. Küçük ZTA’nın minik sopalarla bahçe yaptığı toprağı (artık beton), yağmur yağdığında oynadığı çamurlar, mandalinalarını dizdiği yer, annesinin çay bahçesinden dönmesini beklediği alan…

Örme iskemle diye bilinense de Lazcası “kuli”dir kütüklere eşlik eden rahmetli dedemin elinde can bulan eser. Epeyi eskimiş fakat yıllara dayanmış. Ama bir ayıp etmişiz ki ona sormayın.

Fotoğrafı fi tarihinde bir yarışmaya göndermiştim. Açıklama olarak da şunları yazmışım:

“2007 Rize/Pazar/Papatya Köyü. Hasır örme iskemle, yöre halkının deyimiyle KULİ. Bilinen 20 yıllık bir geçmişi var bu iskemlelerin. Yörede her evde en az bir tane görebilirsiniz. Bu da benim rahmetli dedemin yaptığı bir KULİ. Ama o artık yok, biz ancak 2 adet ağaç kütüğüyle misafir olabiliyoruz yanına. Anlayacağınız unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek daha.”

Fotoğraf herhangi bir dereceye giremese de on yıl sonra yazımıza konu oldu. Sakın TRT’de ara sıra denk geldiğiniz “bir geleneğimiz daha bitiyor” klişelerine benzetmeyin durumu. Durum ve aynı zamanda ayıbımız şudur ki haykırmalıyız; ÜRETMİYORUZ..! Fakat bol miktarda tüketiyoruz. Bir Y kuşağı olarak dedemin eserinin yanına koyabildiğim sadece iki tane kütük. Aslında içten içe de seviniyorum gidip bir AVM’den iki tane tabureye bilmem ne kadar para verip oraya koymadığıma. Büyük bir yanımda kızıyor sadece eski bir bıçakla sabra hükmederek daha bunun gibi birçoğunu ortaya çıkaran bir dedenin torunu olarak şu fotoğrafa tanıklık etmeye.

Üretememek işte tam olarak bizim Y kuşağında baş göstermeye başlıyor dostlar. Sonrasında da Z kuşağında zirvesini yaşıyor ve hala günümüzde de devam ediyor. Bizden önce de X kuşağı, sağ sol çatışmasının içine doğup sadece yaşamak için çalışan bireyler olarak memleketin belli bir yüzdesini oluşturuyor. Demem o ki, son üç kuşaktır tüketici bireyler olmaya itilmişiz. Hani suçluyoruz ya, şimdiki çocuklarla başlayıp yüzlerce olumsuz yakıştırmayla biten öfkeli ve alaycı cümlelerimizle. Peki, ne kadar tamahkârız? Bir baksanıza ev eşyaları satan dükkanlara. Üretmememiz, yaratmamamız, olanla idare etmeyi öğrenmememiz için her şey var. Patatesi istediğin gibi dilimleyen bıçaklar, açılmış paketlerin ağzını geçici olarak kapatmaya yarayan aparatlar, çay içtiğin bardağın altına mecburen koyman gerektiğine inandırıldığın altlıklar ve neler neler…

Son olarak konuyla ilgili bir Aziz Nesin hikayesi gıdıkladı yine beni. Dostlarımla da paylaşıp bitireyim.

“Aziz Nesin, Vehbi Koç ile iyi arkadaştır. İkisinin de tutumlu insanlar olduğu bilinir dönemlerinde. Bu yüzden gazeteciler rekabete sokarlar bizimkileri sürekli. Aziz Nesin’e bir gün sorarlar; “Aziz Bey, bilir misiniz? Vehbi Bey berberine sadece 1 lira bahşiş veriyor.” Üstat hoş bir kahkaha ile “Vehbi berbere mi gidiyor?” 🙂

Eğer Aziz Nesin’in dağınık ve düzensiz saçlarının nedenini düşündüyseniz cevabını buldunuz artık. Ve eğer siz de benim gibi utandıysanız üreten bir elin eserinin yanına kabaca katıldığınız için rahmetli dedeme ve üstada selamlarımızla tüketmemeye alışmaya başladığımız bir yıla başlayalım.

Erken ama iyi seneler dostlar…

Bir yorum “Kuli, Dedem ve Aziz Nesin

  • 27/12/2017 at 10:09
    Bağlantı

    Bozkırın okuru, değerli dostum. “Fotoğraf neden sanat oldu?” başlıklı yazını şiddetle ve merakla bekliyorum

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir