Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Yarın anne ve babası ile ilk defa konsere gidecekti. Heyecandan çok sevdiği uyku saatini yatakta ama gözleri açık geçirdi. Gerçi kimin konserine gittiğini bilmiyordu. Hoş babası söylemişti ama “Yarın konsere gidiyoruz hep beraber kızım, hem de ……………………..” şeklinde kalmıştı sadece aklında. Virgülden önceki cümle virgülden sonrakini “hem de” ile başlatıyor ama bir türlü bitirtemiyordu. Birkaç denemden sonra uğraşmadı daha fazla. İlginçlik bu ya babasına sormak da hiç mi hiç aklına gelmedi.

Kız çocuk babaya çok yakındır hani. Çocukluğunun hiçbir döneminde evcilik oynamayan koca koca adamları kızlarıyla evciliklerin en şatafatlısını oynarken görebilirsiniz. Salondan kızlarının odalarına misafirliğe gitmeler, başparmağının girmediği fincanlardan yalancıktan çay içmeler, yalancıktan kızlarının eve geç gelen çocukları olmalar ve kızlarından aynen annelerinden öğrendiği azarlar işitmeler ve niceleri. Yalnız şöyle bir ayrıntı var; kızlar heyecanlandıklarında en çok anneye sarılırlar. Bizimkinin de akşamını aydınlatan konser haberinden hemen sonra ilk reaksiyonu “Babacığımmmmm” çığlığıyla annesi sarılmak oldu. Hemen annesinin kulağına odasına gidip hazırlanma planından bahsetti. Elbette en büyük yardımcısı annesini de davet ediyordu inceden. Odaya gittiler. Dolaplar, çekmeceler bir açıldı bir kapandı. Ayna, yakınlaşıp uzaklaşan minik nefesiyle buğulandı, küçük ellerinin de yardımıyla iyice kirlendi. Ayakkabılar denendi defalarca. Saçları tarandı, tokalandı, örüldü, serbest bırakıldı.

Neden sonra anne uyku saatinin geldiğini fark etti. Hemen hemen konser hazırlığı da son aşamasına gelmişti. Kızına uyku saatini hatırlatıp dişlerini fırçalaması için banyoya gönderdi. Zaten uykusu yoktu bizimkinin suyu da vurunca yüzüne iyice açıldı uykusu. Babasına ve annesine iyi geceler öpücüğünü kondurduktan sonra yatağa girdi. Yarın anne babayla konsere gidilecek, uyku ne arar minik gözlerinde. Çizgi filmlerden izlediği çitlerden atlayan koyun senaryosu da bir işe yaramayınca yarını hayal etmeye başladı. Henüz konser alanına gelmişti ki babasının elinde, dalmış uykuya.

İlk o uyandı. Hemen anne ve babasını yatak odasına koştu. Kocaman bir atlayışla -bu sefer ilk babasına- yine atlayışı kadar kocaman bir sarılışla başladı konser serüvenine. İyi de onlar niye uyanmamıştı ki. Yoksa unutmuşlar mıydı? Olur mu canım, hiç unuturlar mı? Ee, saat kaçtaydı konser? Belli ki daha erken. Daha sonra kahvaltıda öğrendi konser saatini. Gerçekten çok erken kalkmış.

Konsere bir saat önceden girdiler. Provaya henüz başlamıştı dinleyecekleri grup. Kalabalıktan hoşlanmadığını fark etse de babasını elinde çok güvende hissediyordu kendisini. Eğlenceli olacaktı belli. Çünkü bu kadar çok insanın bir arada gülümsediğini hiç görmemişti. O bunları geçirirken kafasında, elindeki gitarıyla ayaklı mikrofonu başındaki adam sürekli “Deneme, ses, bir, iki….” diyordu. Dikkati oraya kesildi. Tekrarlar değişti; “deneme, ses, hey!, hey!…” Bir anda kahkaha atmaya başladı. “hey “ nidası onu inanılmaz güldürüyordu. Hem de kahkaha ata ata. Babası bu kahkahaları artık anlamlandırmak istercesine baktı gülen gözlerle kızının gözlerine.

  • Babacım “hey, hey” deyince tutamıyorum kendimi. Çok komik.
  • Allah allah, neden?
  • Bilmiyorum baba, çok komik. Hahahaha.
  • Güzel kızım, bu kadar kahkaha attıracak kadar komik değil ki ama.
  • Hayır baba, bana çok komik geliyor. (hey!, ses, deneme) Hahaha.
  • Kızım bu yaptığın her zaman insanların hoşuna gitmeyebilir ama bak.
  • Ama baba, gülmek neden rahatsız etsin ki insanları. Gülmek güzel bir şey.
  • Öyle, haklısın ama her zaman değil. Hem bak sahnedeki kişi ona güldüğünü duymuş olsaydı kızardı.
  • Ama duymuyor ki baba.
  • Bak bakalım etrafına sadece sen “hey!” denilince kahkaha atıyorsun.
  • Bana çok komik geliyor çünkü baba.
  • Tamam, tamam. Sen yine de fazla gülme buna.
  • (hey! hey!) Hahaha… Tamam babaaaa…

Okul başladı artık. Güzel bir ara tatildi. Mesela ilk defa konsere gitmişti anne babasıyla. Konser güzel bir şeymiş bu arada ama konserde gülmek biraz tehlikeli olabiliyormuş. Bir de şu hey! sesi, hala gülüyor anımsayınca.

Okulun ilk günü, malum tüm sınıflar bahçede sıralarına geçti. Herkes gibi küçük küçük hasretler giderdi önündeki ve arkasındaki arkadaşlarıyla. Yine gülüyordu dolu dolu. Annesi çok istediği kırmızı çerçeveleri gözlüğü de almıştı tatilde, ne de güzel sürprizdi. Dikkat etti de bahçede bir tek kendisinde bu kadar kırmızı ve güzel bir gözlük vardı. Hoşuna gitti farklı olmak, hissetmek. Derken cızırtılı mikrofonda kalın, bezgin ve sert bir ses duyuldu. Müdür Bey kürsüye gelmiş eğitim-öğretimin ikinci dönemini açacaktı. Gülerek önüne döndü, kürsüye doğru netleştirdi gözlerini kırmızı çerçevelerin içinden ve müdür bey başladı konuşmaya:

“Hey! Kızım. Hey! Kızım, sana diyorum. Hey, kırmızı gözlüklü. Ne gülüyorsun?”

Başka Makale Yok