Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Yıllar önce Ahmet Şerif İzgören’den dinlediğim bir hikaye ile başlamak isterim.

İki tane akıllı kız kardeş varmış.  O kadar akıllılarmış ki okul bunlara yetmiyormuş. Sonra kızlara demişler ki: ‘Tepede kör, bilge bir adam var, sizi onun yanına götürelim’. Gitmişler ve adama ne soru sorsalar adam doğru cevaplamış. Sonra kızlar bu adamın yanında eğitim almaya karar vermişler. Eğitime başlamışlar fakat bir süre sonra kızlar biz bu adama öyle bir soru soralım ki bilemesin fikrine kapılmışlar.  Kızlardan biri demiş ki: ‘Avucuma bir kelebek alacağım ve ondan CANlı mı, ölü mü olduğunu bilmesini isteyeceğim. Nasıl olsa gözleri görmüyor. Ölü derse bırakacağım, CANlı derse bastırıp hayvanı öldüreceğim. Hayatta bilemez’. Almış kelebeği avucuna ve bilge adamın karşısına geçmiş. Avucunu uzatmış ve ‘Bilge adam benim avucumda bir kelebek var CANlı mı, ölümü?’ diye sormuş. Bilge adam da kıza ‘Senin ellerinde kızım’ cevabını vermiş.

Memleket diye adlandırdığımız sınırları belli bu alan. Ortak yaşam alanımız, kültürümüz, çocuklarımızın büyüdüğü yer, toprağımız, ömrümüz, doğduğumuzda yaşamaya başlayıp öldüğümüzde gömüldüğümüz yer. 783.562 km² yüz ölçümü ve yaklaşık 79 milyon insan. 79 milyon farklı düşünce, kişilik, yaklaşım, suret, ideoloji, anlak. Etkileşimin olmaması imkansız ki olmalı da. Kendisini sosyal varlık olarak niteleyen bu CANlının etkileşim içinde olmaması kabul edilemez. Pekiyi bu etkileşim içinde kimine göre kadere bağlı olan kimine göre sadece biyolojik bir faktör olan CAN kavramı sizi konuşturulabilen, düşüncelerinizi aktarabildiğiniz, var olduğunuz, etkileşime katılabildiğiniz, dokunup hissedebildiğiniz, duyabildiğiniz, düşünüp yorumlayabildiğiniz süreç değil mi? Sanırım bu süreç tanımına itiraz edecek kimse yoktur.

Sadece hayatta kalabilme ya da var olma çabası dışına çıkıp bölgesel ya da küresel olarak kendisine göre olumlu ya da olumsuz gördüğü noktaları düşünebilen, kafa yoran, çözüm arayan ve dürüstçe eleştirebilen kişidir bana göre entelektüel. Hatta kulak verildikçe, tahlil edildikçe yaşadığı toplumun gelişmesine en çok katkı sağlayan kişidir entelektüel. Ne yazık ki memleketimizde de bir tanımı var; ne dediği anlaşılmayan, dinsiz, imansız, marjinal yaşayan, vatan haini, ajan, okumuş ama adam olamamış kişidir entelektüel ve yine memleketimiz anlağına göre uzun süre mücadele verip CANını yine ülkesinde kimin alacağını bekleyip, teslim ettikten yıllar sonra anlaşılacak, ah vah edilecek, büyük adamdı denilecek kişidir entelektüel.

Anlattığım hikayede olduğu gibi bir çift avucun onu hareket ettiren kasların gerilip gerilmemesine bağlı olan CANımız artık bir hiç uğruna gitmesin. Gittikten sonra ah vah ediyoruz ama o entelektüeli oluşturamıyoruz. izliyoruz, dinliyoruz ama anlayıp hareket edemiyoruz. Taşın altına elini sokmak her zaman, tek bir şans olarak bize bahşedilen CANımızı tehlikeye atmak anlamına gelmemeli. yaşamalı ve yaşatmalıyız ki yılda bir kere sabah mezarı başında, akşam televizyon karşısında anıp ertesi sabah tertemiz bir bellekle uyanmayalım. Sevgiler, saygılar…

Başka Makale Yok