Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Aziz Nesin, bırakın bu memlekete, dünyaya gelmiş en cesur, en zeki, en özgürlükçü insanlardan biri. Hikayeleri çok meşhurdu ülkemizin insanı okurken! Hatta birçoğunu takma isimlerle yayımlamak zorunda kalmış döneminde. Anlayacağınız onu seven, sevmeyen birçok insan hikayelerine sağından solundan göz gezdirmiştir. Paylaştığım hikaye sanırım 1956 yılında dönemin “Akbaba” dergisi ve “Demokrat İzmir” gazetesinde yayımlanmış. Hikayenin orijinal hali aslında Türkiye’de geçiyor ama birçok dergi ve gazete tarafından geri çevirilince Aziz Nesin bir Çinli yazar uydurur, hikayeyi de Çin’de yaşatır. Hatta okuduklarımdan yanlış anlamadıysam hikaye bu haliyle yayımlandıktan sonra bazı dergiler tarafından gerçekten Çince’den çeviri bir hikaye olduğuna inanılarak yayımlanmış. İyi okumalar…

“Kung-Su, Güney Çin Denizi’nde küçük bir balıkçı kasabasıymış. Şirin kasabanın hemen bütün halkı balıkçılık ile geçinirmiş. Pung-Çiyang’ın balıkçı kahvesinde bir sabah, nereden geldiği belli olmayan bir kedi yavrusu miyavlamaya başlamış. İhtiyar Pung, sıska kedi yavrusunun mavi gözlerine vurulmuş ve çırağına bu kedinin adı “Çung-Ban” olsun demiş ve ona iyi bakmasını tembih etmiş. Çung-ban kısa zamanda bütün müşterilerin sevgilisi olmuş. Ama kötü bir huyu varmış, Hırsızlık… Aşağı yukarı her kedi hırsızdı. Ama Çung-ban gibisi yoktu, daha altı aylıkken bile bütün komşular şikayete başlamıştı. Her sabah, daha gün ağarmadan bir memur gibi vazifesine çıkar, öğlene kadar bütün mahalleyi talan ederdi. Girmediği mutfak, karıştırmadığı dolap yoktu. Ocakta kaynayan tencerenin kapağını açıp, içinden sıcak sıcak bir parka balığı çalmadığı olmazdı. Çung-ban’ın bütün zararına, hırsızlığına rağmen herkes severdi. Çünkü o kadar kurnazca hırsızlık yapıyordu ki halk, onun zararlarını ve hırsızlıklarını muziplik diye karşılardı. Bir gün Pung Amca’nın kahvesinde bir müşterinin kese kağıdı içerisindeki balıklarını hiç fark ettirmeden alttan açtığı ufacık bir delikten öyle güzel çalmış ki müşteri kese kağıdını ancak içine bakınca içinin boş olduğunu anlayabilmiş. Çung’un bu kadar kalabalık müşteriden hiçbiri farkına varmadan balıkları götürmüş herkesi şaşırtmış.

Çung’un hırsızlıktaki maharetinin bu kadar takdir edilmesinin önemli bir sebebi vardı. Kung-su kasabasında hırsızlık yapmayan insanın on paralık değeri yokmuş. Çalmak ayıp değildi. Ayıp olan çalarken yakalanmaktı. Çalarken yakalanana herkes beceriksiz, rezil gözüyle bakardı. O kadar ki, hırsızlık yapmayan erkeğe, karısını geçindiremez diye kız vermezlerdi. Kung-su kasabasının sembolü haline gelen Çung, yıldan yıla efsanevi bir yaratık oldu. Kocalarına akşam yemeğini yetiştiremeyen geveze kadınlar, hırsız Çung’u bahane ederler,

– “Ne yapayım? Balığı ocaktan Çung çaldı!” derlerdi.

Bir sabah, Çung’un cesedini yüksek bir duvarın dibinde buldular. Çung, vazife başında ruhunu teslim etmişti. Bütün kasaba halkı, gözyaşı döktü, matem tuttu. Çung’a büyük bir cenaze töreni yapıldı. Çocuk, genç, yaşlı mezarı başında toplandılar. Çung’un ardından kasabayı bir sessizlik çöktü. Ama iki ay sonra bir mucize oldu. Zavallı Çung’un mezarı üstünde büyük bir bina yükseldi, “Vergi Dairesi”. Kung-su kasabası halkı, birbirlerine vergi dairesini gösterip,

– “Çung’un ruhu Hortladı! dediler”

Kaynak: “Memleketten Hikayeler” Aziz Nesin

No more articles