Assassins Creed 3

Yıllardır Assassin’s Creed serilerini anca oyunsuz kaldığımda oynarım. Kendisine çok düşkün değilim. Ancak İlk oyunları ve özellikle İstanbul’da geçen Revelations’un yeri bende ayrıdır. Revelations’da her ne kadar İstanbul’dan Nevşehir’e gemiyle geldiğimiz hatalı bir öykü kurgusu olsa da Kapadokya yöresindeki yer altı şehri tasarımları hakikaten muhteşemdi. İlk oyunlarında anlatılan öykü de insanı oldukça bağlayan bir yapıdaydı. Assassins Creed 3 Remastered versiyonunu da yeni bitirdim.

Bilirsin derinlikli öyküsü olan oyunlara saygım sonsuzdur sevgili okur. Ubisoft da öyle bir öykü temeline kurdu ki Assassins serisini sonsuza kadar bu seriden oyun çıkarabilirler. Bütün oyunların arka planında yatan öykü şu: 75 bin yıl kadar önce dünyada insanlardan daha gelişmiş bir uygarlık yaşıyordu. Bu uygarlık canları sıkılmasın diye insanlığı yarattı ve bugün de yaşayan bildiğimiz sıradan insanları yönetmek için yüksek teknolojiye sahip Apple of Eden gibi araçlar kullandı. Fakat insanların DNA diziliminde ufak bir değişiklik oldu ve Apple of Eden artık herkesi kontrol edememeye başlayınca insanlar isyan ederek dünyanın sonunu getirdi. Felaketten kurtulan insanlar oldu ama ilk uygarlıktan çok az üstün insan hayatta kaldı. Bu üstün varlıkların sayıca az olması kendilerini artık Tanrı konumuna yükseltiyordu.

Şimdi böyle anlatınca fantastik gelse de aslında bu mitolojide anlatılagelen Büyük Tufan’a oldukça benzer gönderimler içeriyor. Büyük tufandan önce yeryüzünde bilgi birikimi çok gelişmiş uygarlıklar olduğuna ilişkin şeyler anlatan Gılgamış gibi birçok eskil metin var. Kutsal kitaplar da bunlara gönderimlerle dolu. Zaten Assassins Creed serisinde de bu gönderimler sıkça işleniyor.

PEKİ KİM BU TAPINAKÇILAR?

Öyküye devam edelim. Peki Assassins’lerin yani Suikastçilerin ve Templars dediğimiz Tapınakçıların amaçları ne? Büyük Tufan’dan sonra geride kalan insanlardan bazıları gelişmiş uygarlığa ait elliye yakın Apple of Eden bulunduğunu biliyorlar. Bunlar dünyanın köşelerinde saklı durumdalar. Elbette bu Apple of Edenları ele geçirmek ve insanları kontrol etmek isteyen kötü niyetli -daha doğrusu onlar da ideal toplumu yaratmaya çalışıyor aslında – bir örgüt var. Bunlar tapınakçılar. Bizlerse buna engel olmaya çalışan özgürlük savaşçısı Assassins’leriz.

Apple of Eden şöyle bir şey.

Abstergo ve Desmond’a da uzun uzun değinirim ancak onlar da yaşamda kalan ilk insanlara ait gen dizilimine sahip tipler. Bin yıllık soyun devamı niteliğindeler yani. Ubisoft bugüne kadar her yıl bir Assassins oyunu çıkarmayı ve seriyi günümüze kadar getirmeyi planlıyordu ancak hakikaten kötü denilebilecek birkaç oyun çıkarınca bu isteklerinden vazgeçmişlerdi. Bu da onlara Assassins Creed 3 ün yeniden düzenlenmiş halini piyasaya sokma motivasyonu verdi. Ben de aldım oynadım.

Assassins Creed oyunlarının ciddi bir optimizasyon sorunu olduğunu söylemeliyim. Bu oynanış düzeyinde değil ama grafik açısından yeni düzenlenmiş Assassinc Creed 3 te bile mekan mekan FPS değerli farklılık gösteriyor. Ayarları iyice düşürüp anca tat alarak akıcı bir oyun deneyimi elde edebiliyoruz.

Gelelim Assassins Creed 3 üzerine değerlendirmeme

ASASSİNS CREED 3 ELEŞTİRİLERİM

Assassins Creed 3 oyununda Amerika’ya gidiyoruz sevgili gençler. Önce Apple of Eden’a benzer bir nesneyi bulması için İngiltere’den Amerika’ya yollanan Haytam adında bir tapınakçıyı oynuyoruz. Bu İngiliz yanlısı tapınakçı aynı zamanda Amerika’nın düzeninin korumasından yani ayaklanmamasından da sorumlu. Amerika’nın doğal kaynaklarını sömürmek için yerli halkla da bağlantı kuran bir tip. Ancak kurduğu bağlantı çok içli dışlı olmuş olacak ki yerli birinden bir çocuğu oluyor. Bütün öykü de böyle başlıyor.

Bu çocuğun yeri yurdu gene İngiliz destekli emirlerle yakılıp yıkılınca çocuk büyüyor ve sorumluları cezalandırmak amacıyla Assassins eğitimi alıyor. Hem Amerika’nın özgürleşme savaşımına destek oluyor hem de annesinin yakılarak yok edildiği köyünün yok oluşunun öcünü almaya çalıştığı bir koşturmacanın içine giriyor.

Koşturmaca dediğime bakmayın oyunda hakikaten çok uzun yıllar süren bir öykü anlatılıyor. Bu sebeple arada özetleyici iç konuşmalara bile tanık oluyoruz ki – bu bana pek olmamış gibi geldi – Ubisoft hiç acele etmiyor. Öykünün atmosferine girebilmemiz için bizi uzun uzun oradan oraya sürüklüyor – eğitim aldırıyor, karakterlerin derinleşmesini bekliyor ancak biraz ayarı kaçırmışlar. Oyunun başlarının temposu hayli düşük. Ancak gene de kendini oynatmayı başarıyor. Gemi kullanma olaylarını da beğendim ama sırf bu dinamik için tutup da Black Flag’ı oynamam.

Bir de öyküde bazı bölümler yüzeysel anlatılmış. Annesinin öldüğü mekanın tasarımı özensiz. Annesinin ağaç altında kalması yapay duruyor. Bütün öykülerde merak ve sürükleyicilik doğru bilginin gecikmesiyle kurulur. Bu noktada da Charles Lee’nin Haytam’ın emirlerini yerine getirmemesi ve aşık olduğu kadının köyünü yakması gibi bilgiler gecikse de öğrenilince tam bir tatmin söz konusu olmuyor.

SON NOT

Yalnız ne güzel olur biliyor musunuz sevgili okurlar? Assassins Creed 3 köyü yakılıp yıkılan bir çocuğu konu aldığı için benim aklıma İnce Memed’i getirdi. 4 ciltlik roman. Ubisoft Yaşar Kemal’e bir dalsa var ya inanılmaz oyunlar çıkarır. Bir maden var orada. N’olur sesimizi duyun a yapımcılar. Assassins Creed’i falan donunda sallayacak bir öykü ile tertemiz 4 oyunluk seri çıkarırsınız. Gelin senaryoyu da beraber uyarlayalım hatta.

Yorum Yap!

Lütfen yorum bırakın!
Adınız