Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Çocuklar sokakta oynamaya başlayınca mutlaka bir şeyler biriktirme hevesine girerler. Otuzlu yaşlarıyla cebelleşen bizim neslin çocukluklarında ilk defa duyduğum kökmek fiilinin kahramanları futbolcu kartları; irisine dombili dediğimiz, atış yaparken sürekli kullandığımıza gaflik adını yakıştırdığımız, lügatta anlam barındırmayan ama o ışıldayan çocukluğumuzda adlarını duymaktan zevk aldığımız misketler; cipslerle tanışmaya başlayınca içlerinde barındırdıkları genellikle çizgi film karakterli tasolar; biraz daha gerimizde gazoz kapakları; okula başladığımız yıllarda kırtasiyeye sık sık girme sebebimiz olan kokulu, renkli, desenli not kağıtları; eğer o yaz kabul etmişse babamız yaz tatilimizi ailece, kumsallardan toplanılan deniz kabukları.

Hepsi de küçük bedenimizin ortalama hayal dünyasında büyük yer tutan ilk koleksiyonlarımız. Tabi sonra neslimizin güzel okul, güzel lise, güzel meslek, iyi para kazanma, iyi yerlerde yaşama kaygılarıyla tüm öğretmen ve aile bireylerinin el birliğiyle törpüleyerek şekillendirdiği kayıp ömürler. Zaten süreç içinde ne kartlar kalıyor ne misketler. Ha! kalanlar, güzel anılarıyla güzel yetiştiriyor bence sahibini. Unutturmuyor o temiz, güzel günlerini. İstiyor ki yanına yeni koleksiyon arkadaşlar eklesin, kendisine göre geleceği de koleksiyonlasın.

İşte bu işe daha dört yaşlarındayken babasının salça yapımı için eve getirdiği domateslerden en yuvarlağını, en kırmızısını, kendince en güzellerini dolabına saklayarak başlayan 1927 doğumlu İstanbul Beyefendisi Mithat Esmer ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Antakya doğumlu Mithat Esmer çocuk yaşta Antakya’dan ayrılır ama sık sık ziyaret eder doğum yerini. Türkiye’de ilk olarak Tıp Fakültesine kaydolur ama bitiremez. Daha sonra devlet sınavlarına girip bursu ile Amerika Birleşik Devletleri’ne gider. Stanford Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği ve matematik okur. Kaliforniya’da altı yıl kalır ve ülkesine döner. Döndüğünde TRT vericilerini monte etmesinin yanı sıra Polis Radyosu’nun da kurucularından biri olmuştur.


Mithat Esmer kitaptan gazetelere, ses kayıtlarından fotoğraflara ve aklımıza gelemeyecek birçok şeye koleksiyonunda yer vermiş. Yaklaşık 40 bin adet kitabı da koleksiyonun belki de en nadide parçalarından biri (20 bini Bahçeşehir Üniversitesi’ne bağışlanmış ve kurulan Barbaros Kütüphanesi’nde bir salona Mithat Esmer’in ismi verilmiş). Kimilerine göre hastalık kimilerine göre bir tutku. Hani eskiden ekmeklere yapıştırılan, üretildiği fırının adının geçtiği küçük etiketler vardı, onu da biriktirirdi Mithat Esmer. İhtilal yıllarındaki ses kayıtlarını da. Yapıcı – yıkıcı, tatlı – acı, hüzünlü – neşeli demeden yaklaşık 84 yıl biriktirdi. Hayatının odak noktasına getirdiği bu alışkanlığı ona İstanbul’da sokak sokak gezdirdi bütün şehri. Fakat o keyif aldı her taban ağrısında. Zevk duyarak yaptı bunu. Bir iş belleyerek değil. Hayat arkadaşından koptu ama koleksiyonundan kopamadı.

Üzücüdür ki ben de bundan 4 yıl önce yeğeni Pelin Esmer’in yazıp yönettiği ve 83 yaşında bizzat kendi hayatının bir parçasını oynadığı muhteşem “11’e 10 Kala” belgeselinde (2009 yapımı) bilgisayar ekranımdan tanıştım kendisiyle.

Mithat Esmer’i 2015 yılında kaybettik. Artık onu, yaşadığı Beşiktaş’ta görmek ya da aşındırdığı İstanbul sokaklarında durup iki muhabbet etmek, resim çektirmek -hatta çektiğiniz resimlerden bir tanede kendisi istermiş koleksiyonu için- imkânsız.

Hadi o zaman benim gibi siz de bilgisayar ekranınızdan tanımaya çalışın bu güzel insanı. İyi vakit geçirmeniz dileğiyle…

Başka Makale Yok