Michael Ende - Momo (İnceleme)
4.7Genel Puanı
Dil ve Anlatım
İçerik
Kurgu
Sürükleyicilik
Okuyucu Derecelendirmesi 0 Oy Sayısı

Bu girdi, Ankara Üniversitesi’nde Prof. Dr. Canan ASLAN’ın Türkçe Eğitimi Doktora programında yürütmüş olduğu Çocuk Edebiyatı ve Duyarlık Eğitimi dersi için hazırlamış olduğum incelemenin sonuç bölümüdür.

Anlatı, Momo adında nereden geldiğini ve kaç yaşında olduğunu bilmediğimiz başkarakterimizin yaşamak için eski yıkık dökük bir amfi tiyatroya taşınmasıyla başlar. Burada arkadaşlar edinecek, insanları dinleyecek, sevilecek ve kentin başına gelen belayla savaşmak zorunda kalacaktır.

Yalnızca kentin değil dünyanın da kaderini ellerinde bulunduran Momo, insanlardan alınmış zamanı onlara geri vermek için maceralı bir yolculuğa çıkacaktır.

Çocukların macera gereksinmelerini abartılmış merağa yer vermeden karşılayan Michael Ende bunu yaparken açık ve kapalı ortamlardan yararlanmış tiyatro, okul, ev, dükkan, sokak gibi ortamların yanında hayal ögesi ortamlara da yer vermiş bu ortamlardaki atmosfer duygusunu okura geçirmek için beş duyunun devindiği betimlemelere başvurmuştur.

“Momo şimdi o büyük salonun içindeydi. Burası en büyük kiliselerden bile daha görkemli, en büyük istasyonların salonlarından bile daha genişti. Güçlü sütunların üstünde yükselen tavan neredeyse görünmüyordu. Etrafta hiç pencere yoktu. Kocaman salonu aydınlatan altın renkli ışık çevrede yanan sayısız mumdan kaynaklanıyordu. Mumların alevleri öyle hareketsizdi ki sanki parlak boyalarla çizilmişlerdi ve ışık vermemek için balmumuna iç ihtiyaçları yok gibiydi.

Binbir çeşit çınlama, tik-tak ve din-dan sesleri, boy boy dizilmiş sayılamayacak kadar çeşit çeşit saatten geliyordu.” – Sayfa 161

Okumak her ne kadar yazara önceden güvenilen bir eylem olsa da gene aynı sayfalarda yazar olayı iyi bildiğini göstermek ve okuru ikna etmek için listeleme yönteminden faydalanmıştır:

“Aralarında minicik kıymetli taşlarla süslü kol ve cep saatleri, çalar saatler, kum saatleri, üstlerinde oyuncakların döndüğü kurgulu saatler, güneş saatleri, tahtadan, taştan ya da camdan yapılmış çeşit çeşit saat ve akan bir suyun şırıltısıyla çalışan saatler göze çarpıyordu.”- 161

Yansıma sözcüklerin de kullanıldığı paragraf, okurda yazarın anlattığı olayı bütün detaylarına kadar bildiği duygusunu uyandırmaktadır. Yapıt boyunca yazarın ürettiği “ruh ambarı” gibi kavramlar da ilgi çekicidir:

“En kötüsü bu da değil, yaptığımız evler! Bunlar ev bile değil! Bunlar, ruh ambarları bunlar!” – Sayfa 93.

Anlatı zaman ve ona nasıl baktığımızla ilgilidir. İnsan geçmişini değiştiremez geleceği ise bilemez dolayısıyla sonsuz bir şimdiki zamana sahiptir. Hatta bu tümceyi kurduğumuz zaman şimdi geçmişte kalmış demektir. İnsan geçmiş ve gelecek arasında çaresiz hisseder. Momo’nun maceraları bu çaresizliğe yanıt vermek ve sanal araçlar olmadan tanımlanamayan zaman kavramına başka açıdan bakmayı amaçlayan bir anlatıdır. Yazar, okurlara gündelik hayat sorunlarından uzaklaşıp sevdiklerimize ve kendimize vakit ayırmamız gerektiğini sezdirir.

“Hora Usta’ya şaşkınlıkla baktı. “Bu doğru! Bunu hiç düşünmemiştim. An diye bir şey kalmıyor. Ya geçmiş oluyor ya da gelecek. Örneğin şimdi, bu anda ben konuşurken an geçip gidiyor. Geçmiş oluyor! Evet, şimdi anlıyorum ne demek istediğini, ‘sen tam onu görüyorum derken, bakarsın ki kardeşi görünmüştür.’ Artık ötekileri de iyice anladım. Üç kardeşten daima yalnızca birisinin var olmasını. Yani, ya şimdidir, ya geçmiştir ya da gelecektir. Ya da hiçbiri. Çünkü biri olmadan diğerleri de olamaz! Bütün bunlar insanın başını döndürüyor.!” – Sayfa 175

Aşağıdaki gibi sezdirmeden bilgi de veren anlatı:

“Bu tiyatrolar tıpkı günümüzdeki sirklere benziyordu; tek farkları bunların taştan yapılmasıydı. Seyirciler için olan oturma yerleri dev bir huni gibi basamak basamak yükselirdi. Yukarıdan bakıldığında bazıları daire gibi yuvarlak, bazıları yumurta biçiminde bazıları da yarım daire görünümündeydiler. Bu tiyatrolara amfiteatr denirdi.” – Sayfa 11

Yalnızca zamanla değil yaşamla ilgili de birçok duyarlığımızı devindiriyor. Kitabın tamamı arkadaşlık duyarlığıyla ilgili bir görünüm sergilerken paylaşmakla ilgili aşağıdaki gibi bölümlere rastlıyoruz.

“Bazen o renkleri hiç görmemiş, o müziği hiç duymamış olmayı dilediği saatler bile oluyordu. Ama ona sorsalar, ölümü pahasına bile olsa yaşadığı olayları dün ya da başka hiçbir şeye değişmezdi. Artık öğrendiği bir şey vardı: Başkalarıyla paylaşılmayan zenginlikler insanı mahvediyordu.” – Sayfa 237.

Yazarın sorduğu bilmecelerle çocuklara bir sorunun birden çok çözümü olabileceğini de sezdirdiği kitap, her şeyin hızlı ilerlediği 21. yüzyılda Sabahattin Ali’nin Kırlangıç öyküsünü hatırlatırcasına bazı şeylere tekrar bakmamız, zaman ayırmamız ve lezzetini çıkararak ilerlememiz gerektiğiyle ilgili dönüler veriyor okurlara.