Zeytinli Rock Festivali İzlenimleri

Zeytinli Rock Festivali İzlenimleri
Yazıyı puanla!
 Hiçbir zaman parti insanı olmadım. Söz gelimi lisedeyken millet okuldan kaçıp bilardo oynamaya, sevgilisiyle buluşmaya giderken ben eve kitap okumaya dönerdim. Burada “Bakın ben küçükken ne kadar entelektüeldim”’i ima etmiyorum bir an evvel eve dönmek arzusundaydım hep. Gezmekten çok keyif almazdım. Doğa ve sokak ne kadar davetkar, kışkırtıcı olursa olsun ekrandan seyretmek daha çok hoşuma giderdi. Gerçi dostluklarım derinleştikçe ilişkilerim büyüdükçe gezmenin, güzel insanlarla çıkıldığı takdirde çok keyifli bir şey olduğunu öğrendim, ergenlik yüzünden sadece ailemle gezmeyi sevmiyordum belki ama bunlar yazının ergenlik keşifleriyle ilgili kısmı. Yalnızlığımı kötü bir duygu olarak hissettiğim zamanlarla ilgili bölümü…

İşte bu zamanlarda dönemin festivali  Rock’n Coke haberlerini duyduğumda evcimen karakterimle bağdaşmamasına rağmen olay garip bir şekilde ilgimi çekmişti. Yabancı grupları çok iyi bildiğimden, gitme ihtimalim olduğundan değil. -Hem benim için zaten gidilme ihtimali olmayan benden büyük bir etkinlikti o gitsem de utanıp ezik ezik sünepe sünepe etrafta dolanacağım bir şeydi. Zorlama bir atak olacaktı yani benim için- Binlerce insanın geçici olarak da olsa bir arada yatıp kalktığı ve sabaha kadar uyumadığı bir dünya bana inanılmaz çekici geliyordu.  O kadar inanılmaz geliyordu ki gerçek değil gibiydi. Gidilebilir bir yer değil gibiydi. Uykusuz gecelerime binlerce ortak bulmak gibiydi. Dolayısıyla gezgin, otostopçu, çılgın bir adam olmasam da herkesin hep ayık olduğu antik kent Gılgameş’deki gibi 7/24 akan canlı bir yaşam alanında yer almak fikri beni dayanılmaz bir şekilde kendisine bağlıyordu..

Ağzını ayıra ayıra anlatan ve hayran samimiyetlerine inanmadığım arkadaşlarımdan çok daha farklı bir ilgi bağı kurmuştum ben bu işle. Sonra büyüdüm, sevdiğim müziği ayırt etmeye, okuduğum romanları seçmeye başladım. Bugün dahi devam eden güzel dostluklar içine adım attım. Genç hayatına aktif olarak katılmaya, seyahatlere ve festivallere gitmeye hazırdım.

Üniversite!

Her öğrencinin yaptığı gibi defalarca Work and Travel hayalleri kuruldu, İnterrail araştırıldı, Erasmus imkanlarına bakıldı ama bir türlü macera dolu o seyahate çıkılamadı. Şüphesiz ailelerin maddi durumu ve arkadaş gruplarının cesareti de önemli etkendi ama bir türlü olmadı. Koca bir üniversite, üniversitenin yerel etkinlikleri hariç adam akıllı bir etkinliğe katılamadan geldi geçti. Küçük bir İç Anadolu şehrinde yaşayıp okuduğumuzdan ne yaparsak yapalım iyi bir tiyatroya iyi bir konsere gitmeye çok fırsat bulamadık bu yüzden  kafalarımızda çok genişlemedi. Gerçi bu blogun yazarlarından delihaydarefendi ile kendi çapımızda kaçamaklar yaptığımız delihaydarefendi’nin Ankara’da sabahlara kadar Erdal Beşikçioğlu’nun oynadığı Bir Delinin Hatıra Defteri’ne bilet sırası beklediği zamanlar da oldu ama o kadar. Bugün bile hala daha çılgın şeyler yapmadığımız için pişmanız. Yapabilirdik, gençtik, çılgınlıktan kastımız bunlardı.

Bir Delinin Hatıra Defteri

Üniversite bitti. KPSS kuyusu, işsizlik, yüksek lisans öğrenimi vesaire derken kendimi İzmir’de buldum. Büyük bir şehirdeydim. Şimdi gerisini İzmir düşünsündü. Fırsat bulamadığım her yetenek kırıntımın peşine düştüm. İçimde kalan her konsere gittim. Youtube’da keşfettiğim küçük grupları canlı  dinledim, tiyatrolara, kitapçılara, güzel kafelere gittim(hatta bu kafelerden birinde[kırkmerdiven] kitap programları yaptım).

Kırkmerdiven

Söz gelimi bütün diskografisini ezbere bildiğim Teoman’ı ilk defa İzmir Arena’da canlı gördüm ve göz yaşlarımı tutamadım. Çok ilginç bir ruh hali. Bugün bu ruh halini hala anlatabileceğimi sanmıyorum. Hayran ağlaması değildi bu,  Teoman’ı orada görmek kendimle olan bir hesaplaşmanın da mutlu sonu gibiydi.

Yeri gelmişken anlatayım, ben hayranlığa inanmam sevgili okur. Severim. Teoman’ı severim onunla tanışmak isterim ama bunun gereksiz olduğunu bilirim. Çünkü o bir sanat eseri ortaya koymuştur. Ruhunun en bilinmedik dehlizlerini ortaya saçmıştır ve biz onu tanırız. Ama Teoman bizi tanımaz. Kimsenin nüfuz edemediği kısımlarımızı sezmez. Ama biz onunkileri sezeriz. Dolayısıyla onunla tanışmak arkadaş olmaya yetmeyecekse bunun bir anlamı yoktur. Aynı şey edebiyatta da geçerli. Okur olmanın, dinleyici olmanın talihsizliği. Kimi yazarların, şarkıcıların anlattıkları sizin ruhunuza daha çok dokunur; kimi eser sizinle diğer herkesle konuştuğundan daha fazla konuşur ama onu yaratan sanatçı ya da şarkıcı sizdeki o durumu bilmez. Bilse bile tam olmaz. Her neyse konumuz bu değil.

İzmir’deki bu eğlenceli zamanlar gene gerçekleşmemiş bir festival hayaliyle ve anneme bıraktığım sağlam bir kredi kartı borcuyla kapandı. Burada gece hayatına dalmış zevzek, sorumsuz bir insan olduğum ya da ailemin beni şimartacak kadar çok parası olduğu  anlaşılmasın talihsiz olaylar sonrası kendimi iyi hissetmiyordum diyelim sevgili  okur.

Sonunda işim oldu ve gene işim dolayısıyla başka bir şehre yerleştim. Bu şehirde evi özlediğim ve İzmir’in hareketli yaşamından sıkıldığım için(burada yazar küçücük İzmir’de hakikaten az daha işinden gücünden edecek bir hareketli yaşamdan bahsediyor) sakin bir yaşam sürmeye başladım. Zeytinli Rock Festivali’nin reklamlarının dönmeye başlaması da tam bu döneme rastlıyor. Yıllardır göremediğim, artık çok eğleneceğimi de düşünmediğim, konforlu evimi terk edip çadırda kalabilecek miyim diye endişe ettiğim festivale gitme hikayem de böyle başlıyor.

Bakalım:

Zeytinli Rock Festivali’nin biletleri biletix üzerinden ya da aşağı da gördüğünüz tablodaki mekanların birinden temin edilebiliyor. 3 çeşit bilet var:

Tek Günlük Bilet: Tahmin edebileceğiniz üzere sadece o gün girip izliyorsunuz.

Kombine: Her gün festival alanına girmenizi ve bütün konserleri dinlemenizi sağlayacak bilet; ancak kalacak yer probleminizi kendiniz çözüyorsunuz.

Kamp+Kombine: Kombine’nin üzerine çok az bir miktar para vererek çadırınızla konaklama imkanı ediniyorsunuz. 5 gün 24 saat boyunca festival alanının tam anlamıyla her yerine erişiminiz oluyor.

İzmir’de görece ucuza bira içtiğimiz Tato Bar ve güzel makarna yediğimiz Alavara adlı mekanlar hem bilete erişebileceğiniz hem de iyi vakit geçirebileceğiniz yerler olarak İzmir bilmeyen okura naçizane tavsiyem olsun. İkisi de Alsancak’ta, neredeyse dip dibe sayılır.

Alavara ve Tato

Biletlerinizi gelecek sanatçılar ve program belli olmadan alırsanız %30’a kadar daha uygun alma şansınız var.

KAMP HAZIRLIKLARI

Şimdi biz eksik yaptıklarımızı da fark ettiğimiz için en temiz listeyi şöyle hazırladık. Yanınıza almanız gerekenler şunlar:

1) Çadır

Ancak kamp tecrübeniz yoksa lütfen “Uuu bu güzel görünüyor kocamanmış bu!” diyerek gidip beş kişilik yüksek bir çadır almayın. Rüzgarı yer devrilirsiniz yemin ederim. Zaten sahildeki yumuşak toprağa kuruluyor çadırlar. Çok yüksek olmayan iki kişilik çadırlara yönelin.

2) Mat

“Kumun üzerine yatarım ne olacak!” demeyin. Zemin yüzünden iki gün diz ağrısı çekip yürümeyemediğimi belirtmek isterim.

3) Uyku Tulumu

Uyku tulumunu da “Biz battaniye ve yastık götürürüz yaa ne olacak?” diyerek asla geçiştirmeyin. Ağustos ayında sahilde yapılan bir festivalden bahsediyoruz, geceleri donarsınız. Hatta bu yüzden listeye uzun kollu bir üst, pijama ve hırka da eklemek isteriz.

4) Uzun kollu bir üst, pijama ve hırka

5) En az 10.000 mAh’lik Powerbank

5 gün sürecek çılgın bir festival. Telefonunuzu en az 5 kere dolduracak bir powerbank bulundurun yoksa sağda solda sıra beklemek ve yüzde otuzdan fazla şarj olmayacak bir telefonun peşinde koşturup gergin gergin takılmak zorunda kalırsınız. Bol bol fotoğraf ve videoyu geniş geniş çekebilecek şarj ekipmanınız yanınızda olsun.

FESTİVAL ALANI

Kamp alanına girerken yoğun bir güvenlik önlemi alındığını söylemek mümkün. X-ray cihazından K9 köpeklere kadar bütün güvenlik önlemleri alınmış. Valizlerinizin içini de açıp aradıklarını, su dahil birçok sıvının içeri alınmadığını, reçetesiz ilaçları attıklarını, profesyonel kayıt yapan dijital araçların, kesici ve delici aletlerin kamp alanına sokulmadığını belirtelim. Güvenlik ekipleri çete elemanlarına benziyor nazik değiller diye eleştirilse de birkaç gün sonra başka türlü bir güvenliğin bu kitleyi durduramayacağını anladığımız için eleştirinin yersiz olduğunu gördük. Onlar da zaten temiz bir tipseniz size başka türlü davranıyorlar.

Alana baktığımız zaman her ne kadar web sitesinde sizi karşılayacak kroki şu şekilde planlansa da:

Binlerce kişi çadır kurduğu ve kontrolü zor olduğu için kamp alanının gerçek krokisi şu şekilde oluyor:

Ancak böyle olunca inanılmaz bir tuvalet ve duş sırası ortaya çıkıyor. Haydi tuvaletleri idare ettik ama sayıca çok az duş olduğu için yüz kişilik duş sırasıyla karşılaşmak işten bile değil.

Bizim önerimiz şu şekilde planlanması: Her çadır sokağının kendine ait duşları ve belki tuvaletleri de olursa daha kolay hizmet alınmış olur. Kamp+kombine girişindeki yoğunluk da Kamp+kombine sakinlerinin salt Kombine girişinden de girebilmesiyle bir nebze olsun çözülür. Tek günlük girişler zaten kalabalık ona dokunmayın.

Sözünü etmişken festival eleştirilerinden biri tuvalet ve duş problemiydi. Şans eseri tanıştığım Mehmet Mert Baycan da gördüğü bütün dünya festivallerinde bu sorunun olmadığı bir yere rastlamadığını söyledi. Görece daha temiz yerler gördüğünü ancak 100 bin kişinin girip çıktığı bir yerin kontrolünü sağlamanın hayli zor olduğunu söyledi. Ancak bizce önerdiğimiz gibi bir yerleşim işleri biraz daha kolaylaştıracaktır.

PEKİ ÇADIRIMIZI NEREYE KURMALIYIZ?

Çadırınızı sarhoşların üzerine yıkılacağı tuvalet güzergahına ya da konser alanına yakın kurmamanız avantaj. Yalnız gidip en köşeye kurarsanız da bütün rüzgarı siz yersiniz. Çadırınızın sağına soluna işeyen olabilir. Rüzgardan korunmak ve tedirgin hissetmemek için doğru seçim güvenliğe yakın, çok rüzgar almayan köşeden bir ya da iki çadır içeride bir alana kurmak.

KONSER VE CATERİNG ALANI

Öncelikle konser alanında sadece bir alanda kredi kartının kullanıldığını ve oradan da sadece bira pulu alabildiğinizi ki pul kuyruğunun da devasa olduğunu söylememe gerek yok. Yanınızda gerektiği kadar nakit bulundurun. Biz gittiğimizde bira içeride 12 lira dışarıda ise 8 lira idi. Eğer tasarruf etmek isterseniz dışarıda iki bira içip o şekilde gelebilirsiniz. Zaten ilerleyen günlerde festivalci gençlerin parası bittiği için içeride iki bira 15 liraya dışarıda ise bir bira 6 liraya kadar düşecek. Keza catering alanının ortasında satılan tişört fiyatları için de aynı şeyi söylemek mümkün, gerçi siz tişörtler için nasıl olsa ucuzlayacak diye son günü beklemeyin, adam akıllı tişört kalmıyor.

Catering alanında çok tanınmış bir markaya rastlamak güç. Yemek fiyatları uygun ancak doyurucu ya da sağlıklı olduklarını söylemek pek mümkün değil. Bunun için festival alanının hemen dışında çılgınlar gibi eğlencenin döndüğü sokağa ya da Akçay merkeze gidebilirsiniz.

Kahvaltı için ise festival alanına çok yakın geceleri düğün salonu olarak işletilen Orient Çay Bahçesi’nin açık büfe kahvaltısını tavsiye ederim. 20 lira idi ancak iki kişi de bir kahvaltıyla doymak mümkün, malzemeleri kaliteli. Akşama doğru da eğer vejeteryan değilseniz Mert Kasap’ın açmış olduğu sucuk ekmek standından kasap sucuğunuzu mutlaka yiyin. Adamların telefon numaralarını aldım eve sipariş edeceğim o kadar güzel. 8 lira idi. Edindiğimiz bilgilere göre günde 2500 sucuk ekmek satıyorlarmış ama 3000’e çıkarsalar da gidermiş.

SAHNE ALACAKLAR

Bizim katıldığımız 2017 senesinde gerçekleşen festivalin listesi şöyleydi:

Eğer bir sanatçıyı çok seviyorsanız gidip konserine para verip özel konser mekanlarında dinlemenizi tavsiye edeceğim çünkü alan inanılmaz kalabalık. Önlerde yer almak için çok önceden gitmeniz lazım. Eğer konser alanının biraz köşesinde kalırsanız da rüzgar dolayısıyla ses bozuluyor ve tam moda giremeyebiliyorsunuz. Bir de günün en önemli grubu ya da solistinin saat 01.00’da çıkması sizi biraz yorabilir çünkü çadırda kaldığınızdan mütebellit günün ışıması ve ter içinde sabahın 07.30’unda kalkmanız bir oluyor. Ben bile Teoman’ın ortalarında dayanamayıp uyumaya döndüm.

Gördüğüm performanslardan aklımda kalanlar ise: Seksendört, Teoman, Athena, Hayko Cepkin, Adamlar ve Selda Bağcan’dı. Bildiğim diğer performansları müzik zevkimden bağımsız söylüyorum belki de benim kulağım iyi değildir ama hakikaten çok başarılı bulmadım.

ORTAM

Bir kere bütün bir festival alanı, başında öğretmen olmayan inanılmaz yaramaz başıboş bir sınıfa benziyor. Bizim 2017 yılında düzenlenen Zeytinli Rock festivaline dair en sağlam eleştirimiz yaş sınırının kaldırılması. İçeriye 18 yaşından küçük kimse girmesin lütfen! Çok sevimli aileler de vardı çocuklarıyla gelen, tamam aileleri eşlik edebilir ya da 18 yaşının altındakiler günü birlik olarak gelebilir olmadı kombine de alsınlar ama kamp alanına 18 yaşından küçükler alınmazsa daha iyi olur.

Festival alanı oldukça güvenli ve keyifli. İnsan festivalde olduğunu hissediyor ama olur da dışarıya bir nefes almaya çıkayım derseniz gündüz ve gece belirli bir saate kadar neşeli olan sokak, geceye doğru rahatsız edici bir hal alıyor, taciz, hırsızlık ve kavga olaylarıyla çok sık karşılaştık. Gençlerin yiyip içtiğini sokaklara atması da ayrı bir problem. Sağda solda uyuşturucu krizine girenleri normal karşılıyoruz artık ama en azından  festival alanının hemen yanındaki trafiğe kapanmış sokağın güvenliği daha iyi sağlanabilir. Özellikle festivalin 4. ve 5. günlerinde korkarak, hızlıca geçtik oradan.

ZEYTİNLİ ROCK FESTİVALİ’NİN RUHU

Festival boyunca, İsmail Abi ve Hector diye bağıran bir tayfayla karşılaşacaksınız. Bunların yüzde doksanı arkasındaki muhabbeti bilmeden bağıran ergenler. Olsun onlar da eğleniyor yaşları genç yapacak bir şey yok ama mevzu şu: Ankara’daki Underground kültürünün ortaya çıkardığı Neo-Beat topluluğu, beat akımına mensup Ankara Üniversitesinden ve ODTÜ’den birçok öğrencinin katılımı ve en son İstanbul Kadıköy’deki beat çevreleriyle kaynaşmayla beraber zirve noktasını yaşamaya başlıyor. Zeytinli Rock festivali de aslında Neo-Beat’in dışarıya açıldığı ilk etkinlik.

Başına Neo eklenen toplulukları sevmem, beat akımına da oldum olası çok ısınamamışımdır ancak festivalin ruhuna uygun bir fikir altyapısı olduğunu söylemek mümkün.

İSMAİL ABİ VE HECTOR BAĞIRIŞLARI

İsmail Abi ve Hector çığlıkları da Ankara’nın Underground kültüründen ileri geliyor.

Hector bağırışının arkasında üç efsane var;

Bunlardan birincisi, ODTÜ’nün sunucularında porno paylaşımı yapan Hector nickli bir öğrenciyi işaret ediyor.

İkincisi, çığlık terapisi için uygun bir isim olması. Tanıdığımız bir sürü filozofun ve sanatçının çığlık terapisini kullandığını biliyoruz.

Üçüncüsü ve en akla yatkın olanı ise festival alanının kurulu olduğu yerlerde eskiden hüküm süren uygarlıklardan Truvalı Hector’un çığlığı. Hector kaybedeceği bir savaşta aylar boyu dayanmayı başarmış kaybedenlerin, haksızlıklara uğrayanların, yenilenlerin son umut çığlığı olarak ortaya çıkmış bir karakter. Dolayısıyla Hector diye bağıranlar da bir özgürlük ve umut çığlığı atıyorlar aslında.

Yukarıda saydığım üç efsane de Hector’un altını dolduran, bir mit yaratan öyküdür.

İsmail Abi, zannedersem bütün bu yukarıda saydıklarıma karşı bir çeşit “İsmail Abi” duruşu, belki biraz Leyla ile Mecnun ve Onur Ünlü’yle de alakalıdır. Tam bilemiyorum.

SONUÇ

Festivalde kamp yapmak çok zormuş sevgili okur, duş alamıyorsunuz, kakanızı yapamıyorsunuz, dışarıda çok fazla para harcamak zorunda kalıyorsunuz. Buz gibi bir duşa 5 lira veriyorsunuz. Çadır’da takılamayacağınız için(çok sıcak) sağda solda gezindikçe berbat kahvelere beş lira bayılıp anlamsız bir şekilde sürtmek zorunda kalıyorsunuz.

Belki buzdolabı, banyo ve tuvalet imkanı yeterli olan profesyonel bir kamp alanına gidilebilir ama bir daha festivade kamp yapmayacağımı belirtmek isterim. Zaten dayanamayıp üçüncü gün otele gittik(iş güç sahibi olmanın böyle bütçe olarak esnek avantajları da var yalan değil).

Hatırladığım enstantaneler ise şunlar:

Uyumak için sahil esiyor diye şezlong kiralayıp Şemsiye’nin gölgesine yattığımda mutluydum. Kırk beş dakika sonra güneş hareket edince şemsiyenin gölgesi başka yöne kaymış ben iki saat uyumuşum. Dolayısıyla sağlam yandım.

Gecenin bir yarısı “Ben bir ceviz ağacıyım!” diye çığlık atan zil zurna sarhoş biri vardı. Arkadaşları çadırına götürmek istediler ama Ceviz Ağacı olduğu için hiç hareket etmiyor kollarını vücuduna yapıştırmış dimdik duruyordu. İkna olmayınca arkadaşları da onu o şekilde dikine taşıdılar.

Onun dışında güvenliğe yakın bir yerde konakladığımız için duyduğumuz fısıltıları ve kulağımıza çalınan korkunç dedikoduları da söyleyelim: Kızın biri çocuğun beraber yürüyelim mi teklifine olumlu yanıt veriyor ve kızın çadırına kadar geliyorlar burada kız çadırına tek girmek isteyince eleman ve birkaç kişi daha kabul etmeyip tecavüze yeltenmiş diye duyduk. Sonra güvenlik görevlilerinden birini baldırından bıçaklayan bir elemanın diğer güvenlikler tarafından sağlam dövüldüğünü duyduk. Bir iki gün sonra festival alanından dönüşte bir trafik kazası sonucu hayatını kaybedenler hakkında festival boyunca tek bir kelam edilmemesini garip bulduk.

Bunların kimini duyduk kimini gördük. Ama biz iddia şeklinde yazalım. Doğruluğunu ispatlayamayız. Festivale geçen sene 150.000 kişi girip çıkmış bu sene ise 5 gün boyunca gelen gidenlerle beraber 200.000 kişi. Eğer bu işe devam etmek istiyorlarsa dışarıdan gelen, festival alanına girmeye çalışan tehlikeli tiplere, kente sırf festival günü gelen çetelere bir çözüm bulmaları gerek.

Hiç sözlüklerdeki gibi medeni insanlarla medeni ülkelerde eğleniriz geyiğine katılmıyorum. Dünyanın her yerinde buna benzer festivaller yıllarca Almanya’da konaklamış Songül Hoca’dan da öğrendiğimize göre aynı. Almanya’da da gelen kitle hep böyle olduğu için orada da yerler çöp, ortam leşmiş.

Özetle festivalden güzel anılarla beraber kötü tecrübeleri de bohçamıza koyup öyle döndük. Bir daha gider miyiz? Bilmiyorum. Gençken gidip görün bir kere tadına bakın, o lazım. Kalabalık bir grupla çılgınlar gibi eğlenin ama sonra gidin evinizde rahat rahat uyuyun sevgili okurlar diyor ve bir inceleme gibi yazının daha sonuna geldiğimiz belirtmek istiyorum.

Görüşürüz.

Yukarıdaki video sabitleyici bir tripodumuz olmadığı için titrek ve göz yorucu oldu ama el emeği göz nuru. Şukuları, artı repleri, yorumları unutmayalım.

NOT: İlk gün suların kesik ve festival alanının etrafında da elektriklerin gittiğini yazmayı unutmuşum. Bilin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir