Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Sene 1961, sıcak bir Ağustos günü öğlene doğruydu. Karakola 30 metre uzaklıktaki Buğday Bankası’na uzun boylu, siyah gözlüklü, yüzü hafif yaralı bir adam girdi ve elinde Sten markalı tabanca parıl parıl parlarken “Kimse kıpırdamasın, vururum.” sözcükleri duyuldu. Tabiki herkes bu emri dinledi.-çünkü o dönemde ülke hem sıkı yönetim altındaydı hemde daha hiçbir banka soyguna uğramamıştı. Millet şaşkın. Millet çıldırıyor. Ve Necdet Elmas elinde 200 bin lira para ile bankadan çıkarken onu durdurmaya çalışan banka müdürüne tek el ateş ediyor. Sonrada dışarıda onu bekleyen Chevrolet’e binip oradan uzaklaşıyor. 60’lı yıllarda bu olay çok konuşulmuş, gazetelerde en ince ayrıntılarına kadar yazılmış.

Aradan bir ay bile geçmeden gangsterimiz bu seferde İş Bankası’na giriyor ve 6,35’lik tabancasını veznedara doğrultarak “Hepinizi yakarım, herkes ellerini kaldırsın ve vezneye geçsin” diyor. Veznedar paraları doldururken dikkatini bir adam çekiyor ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor:

“Sen ne iş yaparsın?”

“İşçiyim.”

“Korkma, ben işçinin parasını almam.” işte bu efsaneleşen söz ile daha da ünlenen Necdet Elmas soygun sonrasında gene Chevrolet’ine atlıyor ve uzaklaşıyor. Olayın ardından yine ülkede günlerce gazetelerin manşetlerinden inmiyor.

İki soygun sonrasında da -yüzlerce polis tarafından- yakalanamadığı için hükümet içten içe kendini yiyip bitirip Necdet Elmas’ın başına 100 bin lira ödül koyuyor.

Olayın ilginç tarafı şu: Soygun sonrasında bankada bulunan müşteriler Necdet Elmas’ın sözlerine hayran kalmışcasına onu över gibi konuşuyordu.

Hükümet bu Gangsterin yakalanamaması nedeniyle itibar kaybetmektedir. Bu sırada Necdet Elmas’ın aslında hapishaneden kaçan bir mahkum olduğu anlaşılır. Uzun süre başka bir isim kullanarak herkesi kandırmayı başarmıştır.

Ganster, Chevrolet tutkunu; kadınları çok seven, polisler ve zenginlerden de bir o kadar nefret eden adamdı. Chevrolet’inde yatar kalkardı. Takıntılıydı da diyebiliriz. Zaten daha önce mahpuslara düşmesi de o çok sevdiği arabaları çalmasından dolayıydı. Polis araçları o dönemde 80 km/s hıza ulaşıyorken, bu otomobil 120 km/s yapabiliyordu. Bu yüzden onu yakalamak neredeyse imkansızdı!

Şimdi böyle birini arayan polislerin elindeki tek delil Chevrolet’ti. O yüzden ülkenin bütün polis ve askerleri ülkedeki tÜmit Chevrolet’leri hedef olarak görüyordu hatta bu yüzden bir aile gangster diye kurşun yağmuruna tutuldu.

Tabiki bu sırada ganster Necdet Elmas ara sıra polislere dalga geçercesine mektuplar yolluyordu. Aynı zamanda kaçıyor, plakasını da sürekli değiştiriyordu. -hatta o çok sevdiği Chevrolet’ine kıyıp onunla yakalanmamak için yakmıştır-

Bu mektupları çok kibar bir dil ile polislere sadece soygunlardan önce veya sonra haber vermek için değil gelecekteki planlarından bahsetmek için de yollardı.

Olaylar gün geçtikçe büyürken;

Bir yandan sürekli yanlış adamlar yakalanırken diğer yandan da herkes Chevrolet satın almaya başlamıştı.

Eh bunlar olurken taklitleri de türüyordu tabi. Hatta ve hatta Cumhuriyet Gazetesi  Necdet’i yakalamak için ABD’de bu işlerle uğraşmış kişilerden oluşan bir ekip kuruyordu.

Sen git o kadar kaç, saklan, mektuplarla kafa bul sonra bir akraban seni ihbar etsin, Darıca’da yakalan.

İhbar üzerine polis ve askerler evin etrafını çevirdi. Binbaşı, “Necdet teslim ol, her tarafın çevrildi, kurtulamazsın.” diye bağırdı. Necdet Elmas, “Bana bakın, zaten kafam bozuk, üzerime varmayın haa! Yoksa ya intihar edeceğiz ya da yaylım ateşi açacağız. Kıyamet o zaman kopacak! Evvela şefinizle konuşmak istiyorum” dedi. Binbaşı içeri girdi. Necdet Elmas silahını ve paraları teslim etti. Binbaşıya: “Müsaade edin, tıraş olayım. Bu şekilde çıkamam” dedi. Binbaşı kabul etti. Tıraşını oldu, süveterini giydi, saçlarını taradı, “Hazırım” dedi. Hatta dışarı çıkarken orada bulunan kadınlara kur bile yapmış.

20 yıl hapis cezasına çarptırılan Elmas mahkemede şu sözleri söylemiştir;

“Duruşmalar sırasında mahkemenizi incitecek bir şey söyledimse bunu haleti ruhiyeme atfetmenizi rica ederim. Suçta bir kasıt aranırsa benim bu suçta bir kastım yok. Suç bir kir, ceza ise bir banyodur. Ben bu banyoda yıkanacağım. Banyonun dozu fazla kaçırılırsa bu banyo fayda değil zarar tevlit eder. İleride bir kitap yazıp durumu efkarı umumiye arz edeceğim. Müdafalar tali derecede kalır. Esas müdafanın vicdanlarınızda yapılmasını istiyorum. Adalet önünde boynum kıldan incedir.”

Ceza evinden bir af ile çıkmış sonra unutulup gitmiş hikayesi… Mutlu son mu? mutsuz mu? Bilemedim açıkçası.

Büfesi varmış şu sıralar. Onu işletiyormuş.

Ya işte böyle sevgili canlar. Hollywood filmlerinden çıkma bir olay gibi. Ben de hikayesini okuyunca garip bir anlayış duygusu oluştu. Vallahi adamın özgüveni, işçinin yanında olması, polislere yaptığı oyunları falan dizi gibi. Bütün ülkede aranıp bulunamaması ama pisi pisine yakalanıp yine polislere ayarı çekip istediğini yaptırtması ilginç.

Bu devirde işçi parasına değer veren kalmadı. Varsa da söyleyin. Paranında değeri yok zaten.

Kitabı’da çıktığı 2014 senesinde en çok satanlar arasında yer almış bu arada onu da belirteyim.

Lafı çok uzattım o yüzden, keyifli günler, ve huzur dolu bir Türkiye diliyorum.

Hoşçakalın efem.

Başka Makale Yok