Sevgi Saygı’nın Şimugula’sı

Sevgi Saygı’nın Şimugula’sı
Yazıyı puanla!

Belirli bir okuma kültürü olan, okur zevkine sahip insanın yaptığı en büyük hatalardan biri çoğunlukla ön yargılı olmak. Peşine düştüğü güzel yazarların nitelikli ürünlerin dünyasından bir an olsun dahi çıkmak istemediği için yeniyi denemekten kaçınmak.

Halbuki her ne kadar bazen yorucu, kalitesiz işlerle karşılaşılsa da inanılmaz eserler de keşfedilebiliyor. Bu anlamda benim çocuk edebiyatı alanındaki son keşfim: Sevgi Saygı.

Sevgi Saygı, yazarın adı ve soyadı değerli okur. İzmir’de kedileri ve köpekleriyle yaşayan daha önce uzun yıllar TRT’de çalışmış, Çetin Öner gibi TRT kültürünü almış bir yazarımız.

Kitap hakkında İlk göze çarpanlar, Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan eserin bir grafiker tarafından değil sanatçı duyarlılığıyla bir ressam tarafından resimlenmesi, sonra bölüm bölüm ayrılmış yapısının okumaktan kaçan gençlere kolay bir yöntem tavsiye etmesi, Sevgi Saygı’nın çocuğun sanatla ilk temasını yaşadığı yıllara gösterdiği özen… ve daha nicesi.

Kitap, Levent adında; ailesi tarafından kardeşi kadar sevilmediğini düşünen, hayalperest, yetenekli ve macera sever bir çocuğun hikayesiyle buluşturuyor bizi. Levent’in çocukluk kaygılarına ortak oluyor ve büyüdükçe hayali arkadaşı Şimugula ile olan diyaloğuna hayran kalıyoruz.

Sevgi Saygı’nın çocuk dünyasına dair derin gözlemleri çocuk tartışmalarındaki ilginç laflarla bile karşılığını buluyor. Çoğunlukla o an keşfedilmiş tartışma cümlelerinden biri de: Dadısı Cemile’nin Levent’e söylediği Suratımda film mi oynuyor? lafı:

“Ne bakıp duruyorsun öyle? Suratımda film mi oynuyor? Hadi, kahvaltını et. Bir yığın işim var benim.” – Sayfa 17

Sadece özgün diyaloglarla değil; Levent’in hayali arkadaşıyla yaşadığı derin sohbetler de şaşırtıyor bizi:

Levent, Şimugula’nın, onun hakkında söylediklerine gücendiğini anladı.
“Geçen yıl başıma gelenler unuttun mu? Senden söz edince, annemle babam kolumdan tuttuğu gibi doktora götürdü beni. Hastalandım sanmışlardı.”
“Ama doktor hasta olmadığını söyledi.”
“Senin, hayal arkadaşım olduğunu söyledi.”
“Hıh! Boş ver. Büyükler, unuttukları zaman gerçekleri inkâr ederler. Sana bir sır vereyim mi: Doktorun da arkadaşı vardı!”
“Gerçekten mi?”
“Evet. Unuttu. Yine de, kalbi hatırlıyor.”
“Arkadaşı karşısına çıkıp kendini hatırlatmıyor mu?”
“Unutulan arkadaşlar… Ölür.”
Levent iğne batmış gibi sıçradı yerinden.
“Ölür mü?”
“Önemli değil. Biz alışığız. Ölürüz, yeniden doğarız.”
“Nasıl?”
“Biri unutur, inanmaz bize, o zaman ölürüz. Sonra başka bir çocuk doğar ve bizi görmeye başlar, sever… O zaman yaşarız. Yaşamak çok güzel biliyor musun? Ölmeyi hiç sevmiyorum.”
“Sen daha önce öldün mü?”
“Çook! Binlerce kez! Ve ölme zamanım yaklaşıyor yine!”
“Hayır! Neden öyle söyledin ki? Ben seni unutmadım, buradasın işte.”
“Bir çocuk utanmaya başladıysa, büyümeye başlamıştır. Onun gözleri artık bizi değil, ona gösterilenleri görmeye başlar. Unutmaya hazır demektir. Artık sık sık hatırlamaz en yakın arkadaşını. O zaman biz ölürüz işte.” – Sayfa 52

Kitapta hayali arkadaşla yapılan diyalogların mavi yazıldığını da belirtmek isterim. Gerçekten güzel bir baskı. Aşağıdaki pasajda ise çocukların bir çok şeyi yetişkinlerden daha sağlam tespit ettiklerini görüyoruz. Aslında bireysel özelliklerimiz denilen çoğu şeyin büyük toplumsal olaylarla ilgili olduğunu haber bültenleriyle bağlantılı olduğunu görüyoruz. Söz gelimi İzi’nin annesinin durumu böyle:

“Babam, temizlik takıntısı var diyor. Hastalıkmış bu. Ama doktora gitmiyor annem. “Asıl sen git doktora,” diye bağırdı babama. “Pislik içinde yaşamaktan hoşlandığın için,” dedi. “Babam mosmor oldu.”
Gülüştürler.
“Eskiden böyle değildi. Grip salgınlarından sonra tuhaflaştı annem.” – Sayfa 66

Sonra Levent’in kendindeki yetenekleri keşfetmesine ve geliştirmesine yardımcı olacak bir karakter çıkıyor karşımıza. İşte sonradan bol bol çizgi roman denemesi yapacak Levent’in sanatla ilk teması:

“Çok teşekkür ederim ama ben ressam değilim henüz. Akademide resim bölümü öğrencisiyim. İlerde ressam olmayı başarırım belki.”
“Bence kesin ressam!”
“Bence de…” der demez, yine Şimugula’yla sakıncalı bir yerde konuştuğunu fark etti Levent.
“Yani bence, zaten ressamsınız. Değil mi, İzi?” diye arkadaşından yardım istedi.
“Kesinlikle”
“Parka gelir misiniz, siz ikiniz?”
“Arada sırada. Annelerimiz izin verirse. Bazen top oynarız arkadaşlarla…”
Peşinden tatlı bir sohbete daldılar.” – Sayfa 69

Adeta bir Babama Mektup tadında, annesine babasına benzediğini anladığı ve kendine kızdığı anlar da var Levent’in:

Kardeşinin elinden tutmuş dondurmacıya giderlerken, neden her şeyin kendi sorumluluğunda olduğunu, neden hep yanlış yaptığına inanıldığını ve neden sonuçlarına katlanmasının beklendiğini anlamaya çalışıyordu.
“Dondurmayı iki top alabilir miyiz?” diye sordu Cem.
“Hayır!” sesi sert çıkmıştı.
“Tıpkı annem gibi bağırdın,” dedi Cem küskün bir sesle.
Annesine benzemek! Levent’in ödü patladı.
“Üç top alacağız,” dedi. Kardeşinin sevinç çığlığını duyunca kendini iyi hissetti.” – Sayfa 81

Burada Levent’in tanıdığı ilk sanatçı olan resim bölümü öğrencisi Asya’nın karakterinin diğer bütün karakterlerden farklı ve iyi olduğunun vurgulanması da oldukça önemli:

“Asya’nın, tanıdıkları yetişkinlere hiç benzemediğini konuştular aralarında. “Öyle işte… ‘Sen anlamazsın’ ya da ‘Büyüyünce anlarsın’ falan demiyor, değil mi anlatıyor,” dedi Levent. Bu yeni arkadaşı onu çok heyecanlandırıyordu.” – Sayfa 98

Levent’in çizgi roman yapıp satmasıyla ve İzi’nin sihirbazlık gösterisinin bütün okul tarafından izlenmesiyle çocukları sanatsal bir üretime de yönlendiren Sevgi Saygı’nın sürükleyici, macera dolu kitabı, hem yetişkinleri hem de küçükleri bir güzel eline geçiriyor.

Diyor ve güvenle 9-13 yaş aralığındaki çocuklarınıza okutabileceğiniz bir kitap tavsiyesi olarak buraya ekliyorum.

Kendine iyi bak küçük okur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir