Kendimi bildim bileli berber koltuklarından nefret ederim. Aslında nefretim koltuklara değil -ki inanılmaz rahat olduklarını da söyleyebilirim- herhalde mayışmayan ya da uykusu gelmeyen yoktur o koltuklarda. Nefretim, birisinin saçınla başınla uğraşırken aynı anda seninle muhabbet etmeye çalımasına. Yutkunmak istersin başın arkaya doğru eğiktir. Cevap hakkı doğar konuşmak istersin ağzına kıl girer gibi gibi…

Bugün bir mucize oldu. Ben ilk defa bir berber koltuğundan kalkmak istemedim. Az önce geldim daha topu topu üç kere gittiğim üç koltuklu küçük berberden. Berberin adı da SEVGİ 🙂 O kadar hızlı geldim ki taze taze yazayım diye ikinci çayı içmedim, hem de muhabbet o kadar koyu iken. Abimiz çok yurdum insanı baktığınızda. Boyca kısa, hafif emekli göbeği, gömlek cebinde çakmak ve light sigarası ve mesleği gereği sürekli kapıdan gelenle geçenle selamlaşan tebessümü. Muhabbet nasılsın hocam, sen nasılsın abi, işler nasıl abi gibi sorularla başladı. Hiç adetim değildir ya sordum;

zta__ “Çok eski misin abi bu işte” diye.

1981 yılında tutmuş makası, tutuş o tutuş. Aynı şehir, aynı semt aynı dükkan. Tam çok sıradan bir muhabbete gidiyoruz derken;

Abi__ “Aslında bir on yıl gurbete gittim” geldi abiden.

Ufkum dar ya İstanbul’mu abi dedim.

Abi__ “Yok yok Amerika..!”

zta__ “Amerika mı?”

Abi__ “Evet, 1985’de(ben daha yeni doğdum) askerden geldiğim de bir fırsatını bulup gittim. Eee meslek de var elimde, kendime güveniyorum, gencim, bekarım. İlk gittiğimde kısa bir süre fabrikada çalıştım, paketleme bölümünde. Sonra bir arkadaş dedi bilmem nerede bir dükkan var camında ‘haircut’ yazıyor. Ulan ‘hair’i bildik, ‘cut’u da bildik. Aha benim iş. Benim iş de dil bu kadar. Gidecez de nasıl diyalog kuracaz ne konuşacaz bilmiyoruz ama gittik. Tabi ki her Türk’ün yurt dışında başına geldiği gibi dükkanın sahibi Türk 🙂 Konuştuk, anlaştık hafta sonları gel müşterin olursa takılırsın. Bir de orada kadın kuaförü, erkek kuaförü aynı yer. İlk defa gördüm. Neyse başladık. Hafta içi fabrika, hafta sonu haircut 🙂 Müşteriler arttı. Patron çağırdı, fabrikadan ne kadar haftalık aldığımı sordu, o zaman fabrikadan haftalık alıyorum 350 dolar. Al sana 450 dolar artı bahşişler, bırak tüm hafta burada çalış. Kabul ettim 10 yıl aralıksız çalıştım o dükkanda. Her milletten insan tanıdım, dil öğrendim.”

Burada es verdi abi ama ben merak ediyorum. Nereleri gezdin abi? Kimleri gördün abi? Hayat nasıl abi? İnsan değerli değil mi abi?…

Sağ olsun sıkılmadan anlattı tecrübelerini, büyük saygı duydum ve inanılmaz keyif aldım. Bu arada uzattıkça uzattım koltuk keyfimi. Abi bıyıkları da kısaltalım, abi sakalı da makineyle alalım… Koltuktan kalktım mutsuzum, şiir gibi gidiyor muhabbet ve beklediğim teklif.

Abi__ “Hocam bir çay içelim”

zta__ “İçelim abi ama bana sigara verecen paketi evde bıraktım :)”

Abi__ “Ne demek hocam”

Biraz daha tatlı muhabbetini eksik etmedi benden ama duramadım. İnanılmaz bir paylaşma isteği, hey! bakın buradaki abi de neler var neler… İkinci çayı kibarca geri çevirip koştum eve. Artık sevdiğim ilk berber koltuğuyla ilk anımı paylaştım. Saygılar dostlar…