Bugün JLBorges ile konuştuk. İnsanların açgözlülüklerinden tiksintiyle bahsettik. Biz aç gözlü değilmişiz gibi. Buna fırsatımız olmadı gerçi. Var olana kanaat ettirilerek büyüdük. Kuşkusuz güzel bir özellik fakat şımarıklığın tadına bakmak isterdim. Sorumsuzca harcamak, başkalarını düşünmeden yaşamak ki hayatımın merkezinde kendimin olduğunu düşünürüm.

Alternatif yaşamın simülasyonu olmalı. Tek atımlık şans ile en iyisini nasıl bulacağız? En doğru kararın ne olduğunu nerden bilebilirim? Kötü bir hayatı nasıl telafi edeceğiz? Ha gayret desek onca pişmanlıktan sonra o gücü kim içinde bulacak?

Geçenlerde yaşlı bir adam, keşke sizin yaşınızda olsaydım, dedi. Yaptığı hataları tekrarlamayacağından, boşandığı karısıyla hiç evlenmeyeceğinden bahsetti. Aynı gün üniversiteyi kazanamadığından bizler gibi geçerli bir mesleğe sahip olamadığından dem vuran bir çocuğa yaşını sorduk. On sekiz, dedi. İmrendikleri kişiler olarak gülmeye başladık. Masadakiler on sekizine dönse neler yapacaklarından hayatın ne kadar da başında olacaklarından bahsettiler. Yaşlı adam da bizim yaşımız hakkında benzer konuştu. Şimdi biz de aynı o çocuk gibi her şeyin geç olduğuna inanıyoruz, adam da öyle. Çocuk çalışsa ya istediğini bir an önce anlayıp onun için uğraşsa ya. Bizler de boşanacağımız o kişilerle hiç evlenmesek ya. Adam onu kanser edecek sigarayı kanser olmadan bıraksa ya. Hayatın kullanma kılavuzu mu var? Üniversite sınavı nasıl kazanılır? Mutlu bir evlilik için doğru eş nasıl seçilir? Hangi seçimde kime oy vereceğiz? Kısa bir süre sonra güneşten solacak montu ayırt etmenin yolları neler? Hangi şehir yaşamaya en uygun? En çok hangi meslekte mutlu olacağız? Bunun gibi binlerce sorunun cevabını kim verebilir?

Sahilde yaşamanın güzellikleri üzerine uzun uzadıya konuştuk. Oradakilerin tasasız olduklarını Kuzguncuk Sahili’ni Çengelköy’ ü güzelledik. Denizin kıymetini sadece bizim gibi taşra çocukları bilebilir. Bütün hayallerimin içinde buz gibi sular var. Altın gibi kumlar var. Güneşlenmekten olduğundan daha yaşlı gösteren sapsarı kızlar var. Şezlonglar, havlular var. Antalya’ya Beril’in yanına gittiğimde ne özenmiştim. Mayolar, plaj havluları, bizim buralarda hiç ihtiyacımız olmayan güneş kremleri, bütün bunları doldurmak için çantalar. Daha da iyisi bu güzelliğin bedeli yok. Benim gibi sekiz saat yol çekmek zorunda da değilsiniz. Beril’in Gazipaşa’dan şikâyet ettiğini çok duydum. Bazıları hak etmediği yerde yaşıyor. Oğuz Atay‘ın dediği gibi ‘‘Bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi kaybettiniz. Benim gibi.” Üzgünüm Beril kaybettin. Ama bütün bu şımarıkların dışında sahilde yaşayıp hakkını verenler de var. Hatta bu durumun farkında olanı da var. Orhan Veli şiir bile yazmış buna ”Denize çekilmiş dalyan direkleri ve yosun kokusu/ Sahilde yaşayan çocuklara hiçbir şey hatırlatmaz.” Kendisine çok şey hatırlattığı aşikar. Beril ve şımarık arkadaşlarının dışında denizde yaşayıp hakkını veren iki kişi var. Birisi Orhan Veli Kanık diğeri de Sait Faik Abasıyanık.

Editörün Notu: Çeviriyi Youtube’un güvenilmez bağlantılarına emanet etmek etmek istediğimiz için Maiotiğe yükledik. Videonun orijinali ve çeviriyi yapan Gizem Kurt’un kanalı burada.