A password will be e-mailed to you.

Güne puanım 8. Yeni bir diziye başladım. The Six Feet Under. Cenaze evi işleten bir aile üzerine kurulu. İlk bölümde babaları ölüyor ve aile bireyleri birbirleri ile gerçek bir iletişim kurma şansı buluyor. Kara mizah. Bütün bunlardan daha önemli bir şey var. İzlediğim bu dizi ya da başka bir şey bende bu günlüğü tutma isteği doğurdu. Daha da derine inecek olursak dizideki bir karakter içimi kımıldattı. Sebebini bilmiyorum.

İşte bu kadın. Oğullardan biriyle yatıyor. Tamamen yabancı biri. Annesi babası doktor. Manik-depresif bir kardeşi var. Bir sahnede Nate’i gerçekten dinlediğini hissettim. Yüz ifadesi öyleydi. Çok çekici bir kadın değil fakat derin. Beni neden bu kadar etkilediğini daha da düşüneceğim.

Bu günlüğe başlamadan önce küçük bir öykü yazmayı denedim ama başarılı olamadım. Yazamadığı üzerine yazan bir edebiyat heveslisi olmak istemediğim için de yazmayı bıraktım. Yazmaya değecek bir şey yok demek ki. Bu arada bu yazılarda edebi bir kaygı gütmeyeceğim. Böylelikle hızlı bir biçimde bütün günü aktarabilirim. Sadece düşünceler kafamdaki gibi uçuşuk olmasınlar diye biraz daha organize yazmayı düşünüyorum.  Burada yaptığım gibi resimleri falan da kullanırım. Geri dönüp bakmak eğlenceli olur diye düşünüyorum. Belki dünya yıkılırsa buna ulaşan gelecek nesiller geçmiş hakkında bir fikir edinirler. Dijital olması bu durumun önüne geçebilir. Çok da önemli değil.

Gündüz polisleri bekledim. Güvenlik soruşturması için. Gelmeleri durumunda yapacağım konuşmayı planladım. Bütün planlanmış konuşmalarda olduğu gibi bu da gerçekleşmedi. Daha sonra karakolu aradım. Dosyaları sordum. Polis sanki küfür etmişim gibi kaba davrandı. Önemsiz bir durum.

Şu an biraz daha rahatladığımı hissediyorum. Yazdığım için olabilir. Bir sorun daha bu dosyaları nerede saklayacağım? Google Drive olabilir.

Belki ilerde tekrar değişebilir ama bir konsept belirlemek istiyorum. Bir günlük gibi mi olmalı? Zamanla şekillenir.

Başka Makale Yok