Madame Bovary ve Bovarizm Üzerine
4.1Genel Puanı
Dil ve Anlatım
İçerik
Kurgu
Sürükleyicilik

Edebiyat tarihinin mihenk taşlarından biri, Madam Bovary tam beş yılda yazıldı ve sindirmesi zor hakikatlerden bahsettiği için ilk basım tarihi olan 1857 yılında büyük tepkilerle karşılaştı. Oysa ki yazarın amacı sadece olayları göründüğü gibi ortaya koymaktı. Hatta George Sand’e yazdığı mektupta kendisini şöyle anlatıyordu: “Bana doğru görüneni ifade etmekle yetiniyorum. Halbuki gerçekliği sanata sokmanın daha zamanı gelmedi mi?”

Anlattıklarının sahiciliği ve acılığı toplumun canını yaktı. Yazara ahlaksızlığa teşvik suçundan dava açıldı. Başarılı bir savunma ve hakimin sorduğu “Kim bu kadın?” sorusuna cesaretini fırlatıp atarcasına verdiği “Madam Bovary, c’est moi! (Madame Bovary benim!)” cevabıyla beraat etti.

Anlatılan gerçek olmasına gerçekti ancak kabullenmesi zordu. Emma Bovary nezdinde kadınları fahişe olarak görenler oldu! İlişkilere duyulan romantik güven derinden sarsıldı. Beraber yaşama zorunluluğuna inandırılmışların, evliliğin insan doğasına aykırı olduğu fikrini duymaları bile tepataklak olmalarına yetti!

Ah güzelliğinin tazeliği içinde, evliliğin pisliklerinden, evliliğe ihanetin düş kırıklıklarından önce, hayatını büyük sağlam bir yüreğin üzerine kurabilseydi. Erdem, sevgi, haz ve görev birleşecekti o zaman. Böyle yüce bir mutluluğu hiç yitirmeyecekti. Ama bu mutluluk, her isteği düş kırıklığına uğratmak için üretilmiş bir yalandı şüphesiz. Sanatın şişirdiği tutkuların küçüklüğünü biliyordu şimdi. Düşüncelerini bundan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Acıların bu kopyasını, gözleri eğlendirmekten başka bir yararı olmayan, yalnızca biçimde kalan bir oyundan başka türlü görmek istemiyordu. Hatta küçümseyen bir acımayla için için gülümsüyordu. (Sayfa 244)

Bovarizm, yaşamın temel kanunlarını görmezden gelenlerin sandığı üzere sadece bir rahatsızlık mıydı? Yoksa varoluştan gelen büyük bir sorunumuz muydu? Bizi en çok rahatlatacak çözmekten çok sorunu adlandırmakken ilk defa adı konulan bir sıkıntı –bovarizm- hepimizi darmadağın etmişti. Adını koymamıza rağmen ne bir teselli üretebiliyor ne de alternatif bir yol önerebiliyorduk.

Basitçe iki insan birbirine aşık olabiliyor ancak en nihayetinde hiçbir sebep yokken içlerinden biri vazgeçebiliyordu bunda büyütülecek bir şey yoktu olmaması da gerekiyordu ancak Flaubert, aldatmalar ve entrikalarla öyle bir örmüştü ki kurgusunu okuyanların tansiyonu 16’ya 10’u gösteriyordu.

Bunun için yavaş yavaş aşklarıyla ilgisi olmayan şeylerden konuşmaya başladılar. Emma’nın ona yolladığı mektuplarda hep çiçeklerden, şiirlerden, aydan, yıldızlardan söz açılıyordu. Dıştan gelme yardımlarla canlanmaya çalışan, zayıflamış bir aşkın çocuksu çareleriydi bunlar. Hep gelecek yolculuğunda derin bir mutluluk umuyor; sonra hiç de olağanüstü bir şey duymadığını kabul etmekten çekinmiyordu. (Sayfa 308)

Yazıldığı dönem itibariyle baskılar ve kadının bağımsızlaşmasına izin vermeyen yasalar olmasaydı yani Emma Bovary boşanabilseydi daha mutlu olur muydu yoksa bovarizmden bağımsız olarak sahip olduğu tatminsizlik ve doyumsuzluk buna engel miydi bilemiyorum; Ancak günümüzde olsaydık iyi kalpli ancak aptal Charles’ımız bu kadar üzülmezdi diye düşünüyorum.

Dolayısıyla artık romanın yazıldığı geçmişteki kadar çaresiz olmadığımızı ve gerekli esnekliğe halen varlığını devam ettiren toplumsal baskılara rağmen ulaşabildiğimizi düşünüyorum. Flaubert’in realist olmaya çalışırken bütün hıncını fütursuzca çıkardığı Emma Bovary karakterinin ve çevirdiği dolapların bütün kadınlara genellenemeyeceğini Emma’nın sahip olduğu özelliklerin tamamına erkeklerde dahil tüm türdeşlerimizin sahip olduğunu ve aldatan karakterin kadın olmasının tek sebebinin yazarların erkek olmasından kaynaklandığını ileri sürüyor, Emma Bovary’nin bütün bunlara sebep olarak gösterdiği alıntıyı da buraya ekleyip:

Sensiz nasıl yaşamamı istiyordun?” dedi. “Mutluluktan vazgeçilmez. Mutluluğa alıştın mı bırakamazsın bir daha! (Sayfa 339)

Bağlantısız olarak bahsetmeden edemeyeceğim bir pasajla yazımı bitiriyorum.

Bu sözleri başkalarından da o kadar çok işitmişti ki onun için hiçbir özgünlükleri yoktu. Emma bütün sevgililere benziyordu. Yeniliğin büyüsü yavaş yavaş bir elbise gibi düşüyor, her zaman aynı biçimleri taşıyan, aynı dili konuşan tutkunun değişmez tekdüzeliği çırılçıplak ortaya çıkarıyordu. Bu o kadar görmüş geçirmiş adam, sözlerin benzerliği altında duyguların benzemezliğini sezemiyordu. (Sayfa 207)

Hepinize döne döne uyuyamayacağınız geceler diliyorum. Görüşmek üzere sevgili okuyucu!

Başka Makale Yok