Sevgili okur. Hafta sonu efsane bir gezi yaptım. Fox TV Ana Haber’de izlediğimiz, polis ve askerin barikatları temizlemeye çalıştığı, çamurlu dar sokaklardan geçtim. Cahit Sıtkı Kütüphanesini ararken duyduğumuz müziğin peşinden gitmemiz sonucu bulduk burayı. Yanılmıyorsam bir musiki cemiyetiydi. Tarihi bir konağın içinde böyle keyifli dakikalar geçiren insanlar, o televizyonlardan ucube diye baktığınız Güneydoğu’dan.

O içi yakılmış, yıkılmış surların yanında fotoğraf çektirdim. Bir İç Anadolulu olarak söylüyorum ki: Tüm terörizme karşın şehir diye bildiğimiz çoğu orta anadolu kentinin ancak kendisinin ilçesi olabilecek Diyarbakır’dan gözlemlerimi aktaracağım sizlere.

Diyarbakır’a sabah gitmişseniz ve kahvaltı yapacaksanız, Hasan Paşa Han’ı sizin için muhteşem bir tercih olacaktır. Tarihin büyüsü içinde hanın eşsiz dokusu eşliğinde bir acı kahve içmeyi de unutmayın tabi. Yok ana yemekse tercihiniz söyleyeyim: Bu memleket, insanlığın et yemekleri üzerine son noktaya çıktığı yer. Kaburga, kebap, ciğer… Biz sur içinde reklam olmasın ama adı Usta’yla biten bir mekanda ciğer gömdük. Kuzu ciğeri, özel baharatla harmanlayan ve közle vals  yaptırıp pişiren aşçı abilerimiz bize hayatımızın en sağlam ciğerini tattırdı. Yöreye has mezeler ve baharatlı ısıtılmış ekmek ise size geçmişinizi sorgulatacak cinsten.

Her yanından, tarih, kültür, mimari ve sanat akan bu şehir zamanı resmen içine almış. İnanılmaz olansa insanlar sizi kendi evlerine gelmiş gibi ağırlamaktalar. Arabanızı park etmek için dahi yol üzerindeki esnaflar dükkanını bırakıp gelmekte.

Çok daha acayibi ise videoda:

Cahit Sıtkı Kütüphanesini ararken duyduğumuz müziğin peşinden gitmemiz sonucu bulduk burayı. Yanılmıyorsam bir musiki cemiyetiydi. Tarihi bir konağın içinde böyle keyifli dakikalar geçiren insanlar, o televizyonlardan ucube diye baktığınız Güneydoğu’dan.

Şunu belirtmek isterim sayın okuyucu. Ucuz milliyetçi sözlerle veya batının medeniyetine vurulup doğuyu aşağılayan sıfatsızlar varsa aramızda sessizce çıksın. Mardin, Diyarbakır, Urfa, Antep ve nice kentler… Savaş var, terör var, korku var, kürt var, zaza var, şu var bu var… Hayır. Dün Diyarbakır’da bahar havasında muhteşem bir kent keşfi yaşadık. Devlet eliyle her şey saat gibi işliyor okuyucu.

İslam dünyasının beşinci haremi şerefi sayılan o eşsiz Ulu Camiyi görmek inanın tüm dediklerime tek başına yetecek bir ispat olacaktır.

Gelin Avlu içinde duvarları dini motifli kabartmalarla süslenmiş, mimari bir şaheserin kucağında şahit olun güneşin batışına. Ve içinize çekin bu dokuz bin yıllık geçmişi…

Ve dönerken Ahmet Arif’ten şunu fısıldayın sevdiğinize;

Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan…
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı…