Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Geçenlerde henüz odalarını dolduramadığımız evimizin küçük mü küçük bir odasına koltuk alalım dedik eşimle beraber. Çıktık yola bakınıyoruz mağaza mağaza. Haklı olarak çok yer gezip bütçeye uygun ve kaliteli bir koltuk bulmak gerek. Erkek milleti değil miyiz? Hemen sıkıldı canım. Öflemeye, püflemeye başladım ki girdiğimiz bir mağazada mobilyaların üzerinde dekor olarak kullanılan kitaplar gözüme çarptı. Ama ne kitaplar. 1950 basımlı cebir kitapları, İngilizce, fizik, kimya ders kitapları… Hepsi kaliteli saman kağıt ve sert karton kapak. İnanın mağazadan ziyade bir kütüphane. Benim uykum açıldı, miskinliğim kalktı ve üzerinde kitap gördüğüm bütün mobilyaları gezmeye başladım. Masalar, büfeler, kitaplıklar, komodinler… Şeytan da kulağıma “al şunlardan iki üç tane” diye fısıldamaz mı?!

O sırada gözüme öyle bir şey ilişti ki hemen dekordan alıp koşa koşa mağaza yetkilisine gittim ve “Bu kitabı bana verin” diye haykırdım. Hanımefendi şaşkınlıktan önce cevap veremedi. Haklı ya! Mobilya sor, koltuk sor, masa sor… Kitap ne!

Durumu tahlil ettikten sonra kitabı bana hediye ettiler ve oradan hiçbir şey almadan çıktık. Ne yapalım pahalıydı.

1976 basımlı bir Aziz Nesin kitabım oldu: “Mahmut ile Nigar”. Bir güzelde okudum. Küçük bir hikayeyi de size özetlemek istedim. İyi okumalar.

…………

Hanımefendi odadan acı bir gürültü duydu. Hemen kapıyı açmaya çalıştı ama kapı kilitliydi. Yumrukladı:

“Beey, beey, bey!. “

İçeriden ses seda yok. Bütün bilinenler işte bu kadar.

Beyefendi politikacıdır. İlk konuşmasını hızlı bir şekilde köylerden göç alan büyük bir şehrin büyük şehirlilerine yapar:

“Muhterem vatandaşlar! Görüyorum ki, dünyanın incisi olan bu güzel şehir, günden güne bir takım kirli, pasaklı, iğrenç insanlarla doluyor. Şehrin estetiğini bozan bu kılıksız kıyafetsizler ordusu, şehirlilerin rahatını kaçırdığı gibi, bilhassa son senelerde ehemmiyetle ele almış bulunduğumuz milli turizm davamızı da baltalayıcı bir mahiyet almaktadır…”

Ertesi gün bir köye gider konuşma için;

“Muhterem ve çok aziz vatandaşlarım! Biz, her şeyden önce milletimizin yüzde seksen dört, beşte üçünü teşkil eden siz köylü kardeşlerimize dayanıyoruz. Bundan önce olduğu gibi, artık köylü asla ihmal edilmeyecek, eskiden lafta kalan ‘’Köylü efendimizdir!’’ sözü tam manasıyla hakikat olacaktır…”

Ertesi gün tüccarlar önünde konuşur;

“Muhterem vatandaşlar! Memleketin refaha kavuşması, hepimizin malumu olduğu üzere, ancak memlekete döviz girmesiyle mümkündür. Dövizde ancak mal ihraç ederek elde edilir…”

Ertesi gün ithalatçı tüccarlar karşısına çıkar;

“Pek muhterem vatandaşlar! Bir memleketi ayakta tutacak olan şey, o memleketin refah seviyesidir. Memlekette mal sıkıntısı çekilirse, ihtiyaç artarsa ne olur? Vatandaşlar üzülür. Bu nedenle ki ithalat tüccarlarına bol krediler açılmalı…”

Ertesi gün sanayicilerle buluşur;

“Muhterem vatandaşlar! Yirminci asırda, bu atom ve efendime söyleyeyim, neon ışıkları asrında bir memleketin kalkınması ancak ve ancak sanayi ile mümkündür…”

Ertesi gün Tüccarlar Birliği önünde konuşur;

“Muhterem vatandaşlar! Bir memleket, tüccarların ellerinde yükselir. Halbuki bugün, yerli sanayii, dış rekabetten korunmak için ağır gümrük vergileri konulmasını isteyen bir takım zavallılar var…”

Ertesi gün üniversite öğretim üyeleri ve gençlik önünde konuşur;

“Muhterem ve pek aziz vatandaşlarım! Biz, Anayasamızda da açıkça belirtildiği gibi, laik bir devletiz. Din ile devlet işlerini birbirinden ayırmış bulunuyoruz…”

Ertesi gün bir taşra kasabasında çember sakallılar ev eli tespihlilerle dolu kalabalığa seslenir;

“Muhterem vatandaşlar! Bazı kendini bilmez sapık cahiller, laikliği dinsizlik zannediyorlar. Laik olmak, dinsiz olmak değildir…”

Ertesi gün Kiracılar Cemiyetinde devam eder konuşmasına;

“Muhterem vatandaşlar! Memleketimizin en mühim davalarında biri olan mesken meselesine parmak basmış bulunuyoruz. Ev sahibi saltanatına artık bir son verilecektir…”

Ertesi gün Ev Sahipleri Hakları Koruma Derneği’nde konuşur;

“Muhterem vatandaşlar! Çok yakında, kiracılar zulmünden artık kurtulacağınızı size müjdelerim…”

Ertesi gün seçimi kendi partisinin kaybettiği bir il alanında şöyle konuşur;

“Muhterem vatandaşlar! Biz partiler arasında eşitlik olmasına tarafız. Biz her fikre, bizim fikrimize uymasa bile, hürmet ederiz…”

Ertesi gün kendi partisinin seçimi kazandığı bir taşra ilinde konuşur;

“Muhterem vatandaşlar! O bedhahlar bilsinler ki… Nankörler… Cahiller… Yaygaracılar… Kan kavgası çıkartarak vatandaşı vatandaşa düşürtmek isteyenler bilmelidirler ki…”

Uzun süren geziden dönünce Bay Politikacı, önce metresinin evine gitti. Suna adındaki metresi her zamanki gibi kıskançlık yapıyor ve bir an önce eşinden ayrılmasını ve kendisiyle evlenmesini istiyordu. Beyefendi dil alışkanlığı ile;

“Muhterem vat!!! Suna, Suna, yavrum dinle bak… Senden başkasını seviyorsam eğer, şuradan şuraya gitmek kısmet olmasın…”

Ertesi gece kendi evinde(Karısı metresi biliyor.)

“Muhterem vat!!! Karıcım, karıcım, hayatım senden başkasına… muhterem vatand!!! Ailemizin direği sensin…”

Bay Politikacı, yatak odasına girdi. Büyük aynanın karşısında suratını gördü. Şaşırdı. Bu… Bu surat… Kendi suratı… Muhterem vatandaşlar… Muh…

Bir şangırtı duyuldu. Büyük ayna paramparça olmuştu. Hanımefendi fırladı, şıngırtının geldiği odaya koştu. Kapı kilitliydi. Yumrukladı;

“Beey!… Beey!…”

İçeriden bir inilti duyuldu;

“Mu… mu… mu… muh… muht…”

Başka Makale Yok