<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zta &#8211; Maiotik</title>
	<atom:link href="https://maiotik.com/author/zta/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://maiotik.com</link>
	<description>Üslup Sahibi Blog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 May 2020 13:51:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<!--Theme by MyThemeShop.com-->

<image>
	<url>https://maiotik.com/wp-content/uploads/2019/09/cropped-maiotik-1-32x32.png</url>
	<title>zta &#8211; Maiotik</title>
	<link>https://maiotik.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öz Yangınlar Sitesi</title>
		<link>https://maiotik.com/oz-yanginlar-sitesi/</link>
					<comments>https://maiotik.com/oz-yanginlar-sitesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 01:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[büyük şehir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların hayal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Öz Yangınlar Sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şehir hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://maiotik.com/?p=2523</guid>

					<description><![CDATA[Öz Yangınlar Sitesi&#8230; Mahallede çocuk yok yine. Ne zaman olmuştu ki! Çoğu kez güne bu düşüncelerle başlardı. İki yıl önce, babasının ani bir kararıyla geldikleri büyük şehir, ona sadece bu düşünceleri öğretebilmişti. Ha, bir de babasının ani kararı zannettiği şeyin aslında pek de ani olmadığını. Aslında evde yükselen seslerden ve sofradaki eksiklerden az çok çocuk aklıyla idrak etmeye başlamıştı durumu. Geçinemiyorlardı. Dedesi sağ olsun. Toprak sahibi de değiller zat-ı muhteremin(!) sayesinde. Anne ev hanımı, baba inşaatlarda işçi. Köy yerinde ne kadar inşaat olur? Bitti işte. Haydi, büyük şehre. Taşı toprağı hâla altın mı bakmaya. Köyde doğmuş, büyümüş. Arkadaşları, alışkanlıkları, tozlu ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Öz Yangınlar Sitesi&#8230; Mahallede çocuk yok yine. Ne zaman olmuştu ki! Çoğu kez güne bu düşüncelerle başlardı. İki yıl önce, babasının ani bir kararıyla geldikleri büyük şehir, ona sadece bu düşünceleri öğretebilmişti. Ha, bir de babasının ani kararı zannettiği şeyin aslında pek de ani olmadığını. Aslında evde yükselen seslerden ve sofradaki eksiklerden az çok çocuk aklıyla idrak etmeye başlamıştı durumu. Geçinemiyorlardı. Dedesi sağ olsun. Toprak sahibi de değiller zat-ı muhteremin(!) sayesinde. Anne ev hanımı, baba inşaatlarda işçi. Köy yerinde ne kadar inşaat olur? Bitti işte. Haydi, büyük şehre. Taşı toprağı hâla altın mı bakmaya.</p>
<p style="text-align: left;">Köyde doğmuş, büyümüş. Arkadaşları, alışkanlıkları, tozlu bilyeleri, tahta kılıcı hep geride kaldı. Kimse oyuncaklarını halılarından ya da koltuklarından değerli bulup atmadı kamyonun arkasına. Bu yüzdendi aslında biraz öfkesi ve küskünlüğü. Özellikle annesi farkındaydı durumun ama ne gelsin kadıncağızın elinden. Onun da baktığı başka bir el var.</p>
<p style="text-align: left;">Uzun süre sonra bu kafa karışıklığında ve yalnızlıkta kendisine bir eğlence buldu. Ateş. Evet, ateşe bayılıyordu. Bir şeyleri yakmayı, küle dönüşlerini izlemeyi, yanarken çıkardıkları sesleri dinlemeyi çok ama çok sevdi. Bunları izlemek, dinlemek ona inanılmaz bir haz veriyordu. Her şeyi unutuyordu o sırada.</p>
<h4><strong>Dünyanın En Mutlu En Yalnız Olmayan Çocuğu</strong></h4>
<p style="text-align: left;">Dünya’nın en mutlu en huzurlu hatta en yalnız olmayan çocuğu gibi hissediyordu. Ama çocuk yaşlarda biri için ateş yakmak lüks bir alışkanlıktı. Kibrit lazım, gizlenecek yer lazım öyle her yerde yakılmaz ateş yetişkinler kızar. Bir akşam “üstü acemilik işte” denedi kendisini en mutlu eden şeyi o da çabuk belli oldu. Hemen müdahale ve evde azar. Bu arada kibrit ihtiyacını uzun süre evdeki ocağı tutuşturmak için koliyle alınan kibritlerden aşırarak sağladı. Maalesef akşam acemiliği kibritlerin yerini meçhul etti.</p>
<p>Tekrar başa döndü. Buraya geldikleri ilk güne, elinde onu avutacak hiçbir şeyin olmadığı günlere. Bu yüzden daha da erken çıkmaya başladı evden ve eve daha geç gelmeye. Hatta evden biraz daha uzaklaşmaya başladı her çıktığında. Bugün yan mahalleye, yarın onun yanına, diğer gün bakkalın oraya, manavın oraya, durağın oraya… Yaşadığı yeri keşfetmeye başladı iyice. Fakat aklında sürekli kibritleri, ilk tutuşturduğu plastik, onun kokusu; kartonlar, tadını hiç bilmediği yiyeceklerin ambalajları. Bir keresinde kuşe kağıt bir dergi yakmıştı, ne değişik tutuşup renk renk olmuştu.</p>
<p>Yaşadığı bölgenin dışına çıkmaya başladığında insanların sigaralarını kibrit dışında bir şeyle yaktığını fark etti. Hal bu ki babası sigarasını sardıktan sonra hep kibritle yakar hatta yaktığı kibriti söndürdükten sonra ters koyardı kutuya. O da öyle yapardı, babasından öğrendiği gibi. Belki de babasını örnek aldığı tek şey buydu.</p>
<h4><strong>Sigara Yakıcısı</strong></h4>
<p>Bir cesaret adını öğrenmek istedi o sigara yakıcısının. Bakkalda görmüştü aslında ama ne işe yaradığını bakkalın önünde gömlek cebinden çıkarıp sigarasını yakınca somurtkan bakkal anlamıştı. Rutin bakkala gönderildiği bir günde sordu somurtkan bakkala;</p>
<p><em>&#8211; Bu ne?</em></p>
<p>(Karşısındaki somurtkan bir anda “canavara” dönüştü.)</p>
<p><em>&#8211; Ne o lan! Cigara mı içeceğen?</em></p>
<p><em>&#8211; Yok, hayır, ben…</em></p>
<p><em>&#8211; Sektir lan, pezeveng seni! Al şu parağan üstüü. Yörüü. Eşşoğlusu!</em></p>
<p>Adını öğrenemedi, öğrenemedi de bir de kin sahibi oldu bakkala. &#8220;İnsanlar kötü, insanlar kötü, ateş güzel, ateş güzel.” Uzun süre bunu tekrarladı yüreği.</p>
<p>Birkaç gün sonra, yine bir gezinmesinde gözüne takıldı cigara yakıcısı. İnanamadı, açıp kapadı gözlerini uzun süre, ovuşturdu ve gidip dokundu. Gerçek! Hemen denedi. Uzun süre gözlemlediği için pis bakkaldan, kullanmayı öğrenmişti. Ateş çıktı. Delirecekti sevinçten. Koşa koşa evin yakınlarına döndü, yıllarca gurbetçilik yapan bir işçinin köyüne dönüşü gibi. Hiç bu kadar hızlı koşmamıştı hatta bu kadar hızlı koşabildiğine kendisi de çok şaşırmıştı.</p>
<h4><strong>Öz Yangınlar Sitesi</strong></h4>
<p>Öz Yangınlar sitesi çevresine çok yakın durmamalıydı. Karşı tarafta bir tepecik fark etti. Nasıl da kaçırmış gözünden. Upuzun çalılar var orada. Kendi boyundan da fazla. Saklanabileceği en iyi yer ve tabi ki ateş yakacağı. Hemen oraya koştu. Oturmasına bile gerek yoktu gizlenmesi için ama kendine güzelce bir yer yaptı kuru otların kendince en yumuşaklarını sererek. Belli ki uzun süre kalacak burada.</p>
<p>İyi de yanına yakacak bir şey almamıştı ki. Heyecandan unutuvermişti. Ceplerine baktı. Pek bir şey de bulamadı. Etrafına bakındı. Sadece kuru otlar. Bir tane kopardı cigara yakıcısını (çakmak) çalıştırdı ve müthiş sesi duydu. (çıtır çıtır). Huzura bak, sesin güzelliğine bak. Kokusuna bak, harika!</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-2530 aligncenter" src="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/07/1119-1-300x225.jpg" alt="" width="328" height="293" /></p>
<p>Uzun süre koparıp koparıp yaktı otları. İyice serilmişti yerine, hatta uzandı da bir güzel. Artık yattığı yerden yakacaktı otları. Bu sefer koparmadı. Kendisine en yakın olanlardan bir tanesini dibinden yakıverdi. Büyük bir zevkle izlerken bir rüzgar ateşi diğer otlara doğru taşıdı. Hemen ayağa kalktı üfledi, üzerine bastı, tepindi ama çare yok. Ateş yayıldı. Baş edemeyeceğini anlayınca da yine koşarak eve doğru yol aldı.</p>
<h4><strong>Heyecanını Bastırması Gerekiyordu</strong></h4>
<p>Yalnız, heyecanını ve kalp atışlarını bastırması gerekiyordu. Biriyle göz göze gelse itiraf edecek kıvamdaydı. Hatta göz göze geldiği o birine bir şey söylemesine gerek kalmazdı ki; bir etrafa bir de onun gözlerine bakmak yeterdi durumu anlamak için.</p>
<p>Aklına biraz uzaklaşma fikri geldi. Bakkalın oraya gitmek en mantıklısıydı. Zaten annesi de artık bakkalın civarında oturup insanları izlediğini biliyordu. Hızlı bir şekilde aklındakini yaptı. Yaklaşık bir saat vakit geçirdi bakkalın civarında. Artık çok sakindi. Hatta bunu başarabildiği için haklı bir gururu da vardı. Yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladı. Her zamanki gibi geçiyordu eve doğru; yavaş ve etrafı izleyerek.</p>
<p><a href="https://maiotik.com/?s=ev">Evin</a> önüne geldiğinde usulca karşı tarafa baktı. İtfaiye arabaları, elinde kovalarla insanlar, bağırış çağırışlar, duman, koku… Biraz heyecanlanmaya başladı ama hemen toparlayıp eve girdi. Olağan dışı davranmamak için elinden geleni yaptı. Annesi bir an uzun süre bakar gibi oldu gözlerinin içine ama her gün kontrol ettiği kibrit kutusu sayılarına çok güvendiği için pek oralı olmadı ve çocuğunun gözlerinden alıp gözlerini balkona yöneldi. Zaten uzun süre izlemişti de yemeğe bakmak için dönmüştü mutfağa.</p>
<p>Nedense büyük bir zafer kazanmış edasıyla içinde ama dışında normalliğini mükemmel koruyarak bitirdi günü. Uzun bir süredir bu kadar huzurlu koymamıştı yastığına başını.</p>
<h4><strong>Yangın Söndürülüyor</strong></h4>
<p>Öz Yangınlar Sitesi yangını akşamdan söndürülmüş, herkes dağılmıştı. Artık her sabah balkona çıkıp tablosuna bakıp gülümseyip öyle çıkıyordu sokağa.</p>
<p>Yaklaşık bir hafta geçmişti ki tablosunun üzerinde kamyonlar, dozerler, kepçeler görmeye başladı. Yaktığı alan çevrilmiş her gün farklı farklı insanlar gelmeye başlamıştı. Bunların arasında çok iyi giyimliler de var babası gibi giyinenler de var. Durumu anlaması çok sürmedi. Büyük bir bina yapılacakmış tablosunun üzerine. Babasından duydu hatta o kadar büyükmüş ki “site” diyorlarmış. Kısa süre, uzun süre işsiz olan babası da çalışmaya başladı orda. Ne hissedeceğini bilemiyordu. Şaşkın şakın takip etti inşaatı. Artık kibriti de yoktu cigara yakıcısı da…</p>
<p>Aylar geçti. Site bitti. Girişine kocaman yazı yazdılar. O yıl okumayı öğrenmeye başladı. Yazıyı çözdüğünde yüzünde aptal bir gülümsemeyle devam etti hayatına; “ÖZ YANGINLAR SİTESİ”.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/oz-yanginlar-sitesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lego Tarihi</title>
		<link>https://maiotik.com/yaslaniyoruz-ama-buyumek-zorunda-degiliz/</link>
					<comments>https://maiotik.com/yaslaniyoruz-ama-buyumek-zorunda-degiliz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 16:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kjeld Kirk Kristiansen]]></category>
		<category><![CDATA[lego]]></category>
		<category><![CDATA[lego oyuncağı]]></category>
		<category><![CDATA[lego'nun tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[modern oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1750</guid>

					<description><![CDATA[Lego Tarihi&#8230; Merhabalar. Öykülere kısa bir ara vermek istedim. Çünkü “Kjeld Kirk Kristiansen” adında bir adamdan müthiş bir tümce duydum: “ Yaşlanıyoruz ama büyümek zorunda değiliz.” Adını okumakta zorlandığımız bu adam, gezegenimizin en popüler ve en başarılı oyuncağı Lego’nun sahibi, babadan kalan mirasın geliştiricisi ve koruyucusu. Babası şirketi kurduğunda kendisi henüz on yaşındaymış. Şu anda yetmişinci yaşını yaşıyor ve geçtiğimiz ocak ayında Lego’nun altmışıncı yılını kutladılar. Altmış yıldır popülerliğini yitirmeyen bu oyuncağın ortaya çıkışı tam da ikinci dünya savaşının yaralarını sarmak için hızlanan insanoğlunun hikayesi&#8230; İkinci dünya savaşında o kadar çok ev yıkılmıştı ki insanlar bir an önce başlarını sokacakları ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lego Tarihi&#8230; Merhabalar. Öykülere kısa bir ara vermek istedim. Çünkü <strong><em>“Kjeld Kirk Kristiansen”</em></strong> adında bir adamdan müthiş bir tümce duydum: “ Yaşlanıyoruz ama büyümek zorunda değiliz.”</p>
<p>Adını okumakta zorlandığımız bu adam, gezegenimizin en popüler ve en başarılı oyuncağı Lego’nun sahibi, babadan kalan mirasın geliştiricisi ve koruyucusu. Babası şirketi kurduğunda kendisi henüz on yaşındaymış. Şu anda yetmişinci yaşını yaşıyor ve geçtiğimiz ocak ayında Lego’nun altmışıncı yılını kutladılar.<img decoding="async" class="size-full wp-image-1752 alignright" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/indir.jpg" alt="" width="191" height="263" /></p>
<p>Altmış yıldır popülerliğini yitirmeyen bu oyuncağın ortaya çıkışı tam da ikinci dünya savaşının yaralarını sarmak için hızlanan insanoğlunun hikayesi&#8230;</p>
<p>İkinci dünya savaşında o kadar çok ev yıkılmıştı ki insanlar bir an önce başlarını sokacakları bir yer inşa etmeye başladılar. İşin kolayının da birbirlerine hızlı ve en az zahmetle monte edilebilen parçalarla gerçekleşebileceği anlamışlardı.</p>
<p><em>“Savaşın kime ne faydası var?”</em> haklılar haklısı bu soru cümlesini küçük bir dokunuşla bozan şey: İşte Lego’nun ilham kaynağı; bir yıkımın, bir savaşın gelecek neslin çocukların yaratıcıklarını geliştirmesi. İnsan öldürmek için çılgınca çalışan zihinlerin kötü sonuçlarının, bu sefer insan yaşatmak için çalışan zihinlerin yaratıcı sonuçları. Çok ilginç değil mi?</p>
<h2><strong>YAŞLANIYORUZ AMA BÜYÜMEK ZORUNDA DEĞİLİZ</strong></h2>
<p>Lego tarihi, İşin hikayesi bu ama aslında yukarıdaki cümle bence çok etkileyici. Özellikle yakın zamana kadar toplumda “büyümek” kavramının içini iş sahibi, para sahibi, ev sahibi, eş sahibi, çocuk sahibi gibi öğelerle doldurmak olduğunu zanneden bir güruha karşı dimdik ayakta duran cengaver bir cümle. Bu arada cengaverin sahibinin de yetmiş yaşında olması daha da güzelleştiriyor durumu.</p>
<p>Aslında bizim gibi otuzlu yaşların başında olan insanlar çocukluklarının sonlarına doğru daha sıkı hissetti bu büyüme farkındalığını. Hangimiz duymadık “Koca adam oldun, yaşın kaç” gibi cümleleri. Artık sokakta top oynamamamız gerektiğini, şort giyme yaşını geçtiğimizi, ekmek arasıyla sokakta durmamamız gerektiğini, misketlerimizi, büyüdüğümüz gerekçesiyle ya çöpe atmamız ya da çocuklara vermemiz gerekliliğini, artık komşunun kızıyla çok konuşmamamız gerektiğini hep duyduk. Onlarca örnek ekleyebilirsiniz sizler de. Benim aklıma bu kadarı geldi.</p>
<p><a href="https://www.lego.com/tr-tr">Lego</a> tarihi için yakın zamandan asıl zamanımıza taze bir örnekle gelelim. Daha bugün, iki üç tane oyuncak mağazası gezerken doğacak kızım için, çok güzel bir fotoğraf yakaladım. Reyonlara baktığımda çocuklar hep arka planda kalmış, ebeveynler onlardan daha hevesli bir şekilde inceliyorlar oyuncakları. Ben şanslıydım, bizimki henüz annesinin karnından bakabiliyor oyuncaklara.</p>
<p>Artık oyuncak mağazalarında, yetişkinlerin çocukluklarındaki oyuncaklarla veya çocukluklarındaki oyuncakları anımsatan oyuncaklarla oynamaları çok da garipsenmeyen bir tutum haline geldi. Artık bir çok baba kızlarının oyuncak çay takımlarında çay içermiş gibi yapıp, oğullarının basket potalarına salondan, mutfaktan atış yapıyor oğulları paçalarından “sıra bendeeee..” diye bağırırken. Biraz dikkatli bakarsanız; parklarda, lunaparklarda, oyun salonlarında, artık sadece çocukların eğlenmediğini, onları buralara getirenlerin de atlayıp zıpladığını, oynadığını, bazen yerlerinde duramadıklarını göreceksiniz. Hatta çocukluğumuzun sekiz bit atari kasetlerinden evrilen bilgisayar oyunları artık sadece çocuklar için üretilmiyor. Keza oyun konsolları ve nice aparatları.</p>
<p>Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama bizler iletişimin inanılmaz hız kazanması sayesinde dayatılan “büyüdün artık” gerekliliklerini aştık. Bu büyük bir şans.</p>
<p>İyi de iletişim neden bu zincirleri kırmak için büyük bir şans. Bunun tek bir cevabı var. “Gezegendeki milyar sayıda insan ne kadar bağlantı kurarsa, ne kadar paylaşırsa o kadar güzel şey ortaya çıkıyor.” Bağlantıyla, paylaşımla ve sevgiyle kalın dostlar. Ben kızımın çay takımının ambalajını açmaya gidiyorum 🙂</p>
<p>Yazarın diğer yazıları için <a href="https://maiotik.com/author/zta/">tıklayınız</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/yaslaniyoruz-ama-buyumek-zorunda-degiliz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugs Bunny Yürüyor</title>
		<link>https://maiotik.com/bugs-bunny-yuruyor/</link>
					<comments>https://maiotik.com/bugs-bunny-yuruyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:49:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[bugs bunny]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[doğal olmak]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[özgün olmak]]></category>
		<category><![CDATA[özgür yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sınavsız eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1729</guid>

					<description><![CDATA[Bugs Bunny&#8230; Üniversite sınavı diye bir şey çıktı karşısına. Düne kadar sadece duyuyordu ama artık engel oldu yoluna. Gerçi çizdiği bir yol da yoktu ama olsun etkiliyordu gündüzünü gecesini. Kocaman hastanesinde doğduğu bu şehrin, küçücük (ama havuzlu) apartman dairelerinin birinin çocuk odasında büyüdü. Oda her zaman sıcaktı. Pardon yazları serinletmek için her odada olan klimalardan bir tane de burada vardı. Aslında bu yüzden yazları serin dersek daha doğru olur. Okula gidene kadar her şey iyiydi aslında odasında. Bugs Bunnny, Boyamalar, boya kalemleri, kocaman oyuncaklar en plastiğinden, tabletler, kandırabildiği zaman evdekilerin cep telefonları ve bilumum en dokunmatik, en teknolojikleri. Okul başlayınca ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugs Bunny&#8230;</strong> Üniversite sınavı diye bir şey çıktı karşısına. Düne kadar sadece duyuyordu ama artık engel oldu yoluna. Gerçi çizdiği bir yol da yoktu ama olsun etkiliyordu gündüzünü gecesini.</p>
<p>Kocaman hastanesinde doğduğu bu şehrin, küçücük (ama havuzlu) apartman dairelerinin birinin çocuk odasında büyüdü. Oda her zaman sıcaktı. Pardon yazları serinletmek için her odada olan klimalardan bir tane de burada vardı. Aslında bu yüzden yazları serin dersek daha doğru olur.<img decoding="async" class="alignright wp-image-1731 size-medium" src="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/extrait_the-bugs-bunny-road-runner-movie_1-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/extrait_the-bugs-bunny-road-runner-movie_1-300x190.jpg 300w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/extrait_the-bugs-bunny-road-runner-movie_1-600x380.jpg 600w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/extrait_the-bugs-bunny-road-runner-movie_1.jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Okula gidene kadar her şey iyiydi aslında odasında. Bugs Bunnny, Boyamalar, boya kalemleri, kocaman oyuncaklar en plastiğinden, tabletler, kandırabildiği zaman evdekilerin cep telefonları ve bilumum en dokunmatik, en teknolojikleri. Okul başlayınca da serviste geçirdiği saatler en keyiflisi olmuştu artık. En rahat orada hissediyordu kendisini. Ayağa kalkmamak ve kemerini çıkarmamanın dışında kural yoktu.</p>
<p>Okulda sarı kartonlardan yaptığı arılar, ballar, kavunlar bugs bunny; mavi kartonlardan yaptığı bulutlar, gökyüzü; kırmızı kartonlardan yaptığı kirazlar ve çileklerle eğlenir eve gelince de onları dolabına asardı. Yemekten sonra salona uğramadan odasına geçip çizgi film izlemeyi alışkanlık haline getirmişti. Gerçekten keyif alıyordu. Hatta ne kadar da çok tanımadığı hayvan olduğunu fark etti.</p>
<h2><strong>ORTAOKUL VE LİSE</strong></h2>
<p>İşte böyle yaşayıp gitti. Ortaokul geldi, lise geldi. Odasının takımları değişti. Perdeleri değişti. Daha büyük yatak alındı. Bugs Bunny yalan oldu. Çalışma masası daha uygunu ile yer değiştirdi. Oyuncaklar yerlerini modernleri ile yer değiştirdi. Artık oynamak için değil de duvara monte raflarda sergilemek için satın alındı. Ha bir de servisler, güzergahlar, yol arkadaşları, okullar değişti. Kahvaltı da tüketilenler farklılaştı, içilen sütler yerini daha asitli ve renkli içeceklere bıraktı.</p>
<p>Konumuz bu ya üniversite sınavı diye bir şey çıktı karşısına. Baskı arttı. Okulda daha çok zaman geçirtildi, evde odası daha sık ziyaret edilip kontrol edilir hale geldi. Masasında daha çok test kitabı görmeye başladı. He, bir de okuldan çıkınca servis artık eve değil dershaneye götürür oldu. Evdeki test kitapları halt etmiş, dershanede misli ile fazlasını gördü ve muhatap oldu sayfa sayfa. Bir iki arkadaş edindi burada. Hele bir tanesi çok farklıydı. Bir kere çoğu kez pis kokardı. Bazen derslerden kaçardı, daha çok istediği derslere girerdi. Mesela onu hiçbir servisten inerken görmedi. Daha sonra öğrendi ki otobüsle geliyormuş. Çok gülerdi, çok konuşurdu, çok arkadaşı vardı.</p>
<p>Hemen hemen herkesle selamlaşırdı. Yolda bir kedi veya köpek görse çekinmeden başını okşardı, bazen eğlencesine kovalar bazen de cebinden çıkardığı buruşuk kağıt paraların en küçüğüyle marketten sosis alıp yedirirdi. Her hareketi çok garip geliyordu. Kendisini onu izlerken hatta takip ederken buluyordu çoğu zaman. Son zamanlarda sohbet etmeye başladılar. Aslında o konuşuyor bizimki dinleyip kafa sallıyordu ama bizimki çok keyif alıyordu. Birkaç küfür öğrendi sayesinde, ilk sigarasını içti, ilk defa derse girmedi.</p>
<h3><strong>GEL ZAMAN GİT ZAMAN</strong></h3>
<p>Gel zaman git zaman deneme sınavları başladı. Sıralamalar. En iyiler. En hızlılar. En sözelciler. En sayısalcılar. En dilciler. Puanlar, netler, yanlışlar, boşlar. Her hafta istatistiklerden koca bir pano. Karınca kadar yazılar ve panonun başında bir kalabalık. Kalabalığın içine dalıp çıkmalar. Tühler, eyvahlar, kahretsinler, oleyler, geçtim beeeler, şasna bak yalar…. Bizimki de düzenli olarak tünemeye başladı panonun başında.</p>
<p>Birkaç nida da o yarattı kendince ama içinden. İyi de onu bir gün bile görmedi panonun dibinde. Hadi bunu bırak, onun ismine bakmak da hiç gelmedi karınca yazısında aklına. Hemen bir daha döndü panoya boyunun yettiği hiçbir yerde yok. Hadi canım nidasıyla (bu sefer dışından) kafasını yukarı doğru kaldırdı. Onun isminin başında rakamla bir ve birde yanında nokta gördü. Nasıl olur diye ikinci bir nidadan sonra (bu sefer yine içine dönerek) servisine binip yine salona uğramdan mutfaktan bir parça beslenip odasına kaçtı. Karar verdi bunun sebebini ona hiç direk sormayacaktı.</p>
<p>Bir deneme sınavı günü daha geldi. Sınav çıkışında onu yakalayıp sınav hakkında bir şey bulup, dolaylı yoldan konuşacaktı. Buluşmayı ve konuşmayı cazip kılmak içinde yanına iki dal sigara da almıştı, annesinin en dolu paketlerinin birinden. Sınav bitti, konuşacağı konu daha sınavdayken oluşuverdi. Matematikteki o meşhur kümes sorularının bir türevi bu sınavda kendisine yer bulmuş ve çıldırtmıştı bizimkini. Sınavının çeyrek zamanını bu soruda harcamış, sorunun bulunduğu bölümü paramparça etmişti. Çıkışta yakaladı onu. İki dal sigarasını gösterdi. O da sigaraları görür görmez iki karton bardak çayı kapıp geldi yanına.</p>
<ul>
<li><strong><em>Ya matematikten bir soru vardı, hani kümes sorusu.</em></strong></li>
<li>Evet!</li>
<li><strong><em>Bence o soru yanlış. Yarım saat sadece o soru için uğraştım sonuç yok şıklarda.</em></strong></li>
<li>Nasıl olur lan! İlk denemede çıktı. Sınavın en kolay matematik sorusuydu.</li>
<li><strong><em>Emin misin? </em></strong></li>
<li>Tavuk sayısı çarpı iki, tavşan sayısı çarpı dört…</li>
<li><strong><em>Nasıl nasıl!! Tavşan sayısı çarpı dört mü?</em></strong></li>
<li>Dört ayaklı bir canlının toplam ayak sayısını bulmak için kaçla çarpacaktım?</li>
<li><strong><em>Ama <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vfKDR3evyeo">Bugs Bunny</a> yürüyor!</em></strong></li>
<li>!</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/bugs-bunny-yuruyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hey!</title>
		<link>https://maiotik.com/hey/</link>
					<comments>https://maiotik.com/hey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:42:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[50.yıl]]></category>
		<category><![CDATA[eğlence]]></category>
		<category><![CDATA[gülmek]]></category>
		<category><![CDATA[gülümsemek]]></category>
		<category><![CDATA[hey]]></category>
		<category><![CDATA[ilk konser]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı gözlükler]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[konsere gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[moğollar 50.yıl]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1725</guid>

					<description><![CDATA[Hey! Yarın anne ve babası ile ilk defa konsere gidecekti. Heyecandan çok sevdiği uyku saatini yatakta ama gözleri açık geçirdi. Gerçi kimin konserine gittiğini bilmiyordu. Hoş babası söylemişti ama “Yarın konsere gidiyoruz hep beraber kızım, hem de ……………………..” şeklinde kalmıştı sadece aklında. Virgülden önceki cümle virgülden sonrakini “hem de” ile başlatıyor ama bir türlü bitirtemiyordu. Birkaç denemden sonra uğraşmadı daha fazla. İlginçlik bu ya babasına sormak da hiç mi hiç aklına gelmedi. Kız çocuk babaya çok yakındır hani. Çocukluğunun hiçbir döneminde evcilik oynamayan koca koca adamları kızlarıyla evciliklerin en şatafatlısını oynarken görebilirsiniz. Salondan kızlarının odalarına misafirliğe gitmeler, başparmağının girmediği fincanlardan ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hey!</strong> Yarın anne ve babası ile ilk defa konsere gidecekti. Heyecandan çok sevdiği uyku saatini yatakta ama gözleri açık geçirdi. Gerçi kimin konserine gittiğini bilmiyordu. Hoş babası söylemişti ama “Yarın konsere gidiyoruz hep beraber kızım, hem de ……………………..” şeklinde kalmıştı sadece aklında. Virgülden önceki cümle virgülden sonrakini “hem de” ile başlatıyor ama bir türlü bitirtemiyordu. Birkaç denemden sonra uğraşmadı daha fazla. İlginçlik bu ya babasına sormak da hiç mi hiç aklına gelmedi.</p>
<p>Kız çocuk babaya çok yakındır hani. Çocukluğunun hiçbir döneminde evcilik oynamayan koca koca adamları kızlarıyla evciliklerin en şatafatlısını oynarken görebilirsiniz. Salondan kızlarının odalarına misafirliğe gitmeler, başparmağının girmediği fincanlardan yalancıktan çay içmeler, yalancıktan kızlarının eve geç gelen çocukları olmalar ve kızlarından aynen annelerinden öğrendiği azarlar işitmeler ve niceleri. Yalnız şöyle bir ayrıntı var; kızlar hey ecanlandıklarında en çok anneye sarılırlar. Bizimkinin de akşamını aydınlatan konser haberinden hemen sonra ilk reaksiyonu “Babacığımmmmm” çığlığıyla annesi sarılmak oldu. Hemen annesinin kulağına odasına gidip hazırlanma planından bahsetti. Elbette en büyük yardımcısı annesini de davet ediyordu inceden. Odaya gittiler. Dolaplar, çekmeceler bir açıldı bir kapandı. Ayna, yakınlaşıp uzaklaşan minik nefesiyle buğulandı, küçük ellerinin de yardımıyla iyice kirlendi. Ayakkabılar denendi defalarca. Saçları tarandı, tokalandı, örüldü, serbest bırakıldı.</p>
<p>Neden sonra anne uyku saatinin geldiğini fark etti. Hemen hemen konser hazırlığı da son aşamasına gelmişti. Kızına uyku saatini hatırlatıp dişlerini fırçalaması için banyoya gönderdi. Zaten uykusu yoktu bizimkinin suyu da vurunca yüzüne iyice açıldı uykusu. Babasına ve annesine iyi geceler öpücüğünü kondurduktan sonra yatağa girdi. Yarın anne babayla konsere gidilecek, uyku ne arar minik gözlerinde. Çizgi filmlerden izlediği çitlerden atlayan koyun senaryosu da bir işe yaramayınca yarını hayal etmeye başladı. Henüz konser alanına gelmişti ki babasının elinde, dalmış uykuya.</p>
<h2><strong>İLK O UYANDI</strong></h2>
<p>İlk o uyandı. Hemen anne ve babasını yatak odasına koştu. Kocaman bir atlayışla -bu sefer ilk babasına- yine atlayışı kadar kocaman bir sarılışla başladı konser serüvenine. İyi de onlar niye uyanmamıştı ki. Yoksa unutmuşlar mıydı? Olur mu canım, hiç unuturlar mı? Ee, saat kaçtaydı konser? Belli ki daha erken. Daha sonra kahvaltıda öğrendi konser saatini. Gerçekten çok erken kalkmış.</p>
<p>Konsere bir saat önceden girdiler. Provaya henüz başlamıştı dinleyecekleri grup. Kalabalıktan hoşlanmadığını fark etse de babasını elinde çok güvende hissediyordu kendisini. Eğlenceli olacaktı belli. Çünkü bu kadar çok insanın bir arada gülümsediğini hiç görmemişti. O bunları geçirirken kafasında, elindeki gitarıyla ayaklı mikrofonu başındaki adam sürekli “Deneme, ses, bir, iki….” diyordu. Dikkati oraya kesildi. Tekrarlar değişti; “deneme, ses, hey!, hey!&#8230;” Bir anda kahkaha atmaya başladı. “hey “ nidası onu inanılmaz güldürüyordu. Hem de kahkaha ata ata. Babası bu kahkahaları artık anlamlandırmak istercesine baktı gülen gözlerle kızının gözlerine.</p>
<h3><strong>HEY!</strong></h3>
<ul>
<li>Babacım “hey, hey” deyince tutamıyorum kendimi. Çok komik.</li>
<li>Allah allah, neden?</li>
<li>Bilmiyorum baba, çok komik. Hahahaha.</li>
<li>Güzel kızım, bu kadar kahkaha attıracak kadar komik değil ki ama.</li>
<li>Hayır baba, bana çok komik geliyor. (hey!, ses, deneme) Hahaha.</li>
<li>Kızım bu yaptığın her zaman insanların hoşuna gitmeyebilir ama bak.</li>
<li>Ama baba, gülmek neden rahatsız etsin ki insanları. Gülmek güzel bir şey.</li>
<li>Öyle, haklısın ama her zaman değil. Hem bak sahnedeki kişi ona güldüğünü duymuş olsaydı kızardı.</li>
<li>Ama duymuyor ki baba.</li>
<li>Bak bakalım etrafına sadece sen “hey!” denilince kahkaha atıyorsun.</li>
<li>Bana çok komik geliyor çünkü baba.</li>
<li>Tamam, tamam. Sen yine de fazla gülme buna.</li>
<li>(hey! hey!) Hahaha… Tamam babaaaa…</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1727" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-1.jpg" alt="" width="500" height="281" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-1.jpg 500w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-1-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Okul başladı artık. Güzel bir ara tatildi. Mesela ilk defa konsere gitmişti anne babasıyla. Konser güzel bir şeymiş bu arada ama konserde gülmek biraz tehlikeli olabiliyormuş. Bir de şu hey! sesi, hala gülüyor anımsayınca.</p>
<p>Okulun ilk günü, malum tüm sınıflar bahçede sıralarına geçti. Herkes gibi küçük küçük hasretler giderdi önündeki ve arkasındaki arkadaşlarıyla. Yine gülüyordu dolu dolu. Annesi çok istediği kırmızı çerçeveleri gözlüğü de almıştı tatilde, ne de güzel sürprizdi. Dikkat etti de bahçede bir tek kendisinde bu kadar kırmızı ve güzel bir gözlük vardı. Hoşuna gitti farklı olmak, hissetmek. Derken cızırtılı mikrofonda kalın, bezgin ve sert bir ses duyuldu. Müdür Bey kürsüye gelmiş eğitim-öğretimin ikinci dönemini açacaktı. Gülerek önüne döndü, kürsüye doğru netleştirdi gözlerini kırmızı çerçevelerin içinden ve müdür bey başladı konuşmaya:</p>
<p>“Hey! Kızım. Hey! Kızım, sana diyorum. Hey, kırmızı gözlüklü. Ne gülüyorsun?”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/hey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Feribot</title>
		<link>https://maiotik.com/feribot/</link>
					<comments>https://maiotik.com/feribot/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:33:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[Ege]]></category>
		<category><![CDATA[Feribot]]></category>
		<category><![CDATA[Feribot yolculuğu]]></category>
		<category><![CDATA[Göztepe]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1713</guid>

					<description><![CDATA[Feribot&#8230; En erken o uyandı o sabah. Tüm ev arkadaşları, üniversite tatile girer girmez İzmir’e gideriz diye konuşur olmuştu son aylarda. Son haftalarda daha da sıklaştı muhabbet ve son günlerde ciddileşip karara bağlandı tatil. Memleketi ve okuduğu şehirden başka bir yeri bilinçli olarak gezmemiş biri olarak, elbette en erken uyanmak ona yakışırdı. Hoş, pek de uyuyamamıştı ya olsun, yol uzun… Bir gün önceden çantalar, kesin kullanırım diyerek hiç kullanılmayacak ve bulunsun işte çantada diyerek her an işe yarayacak olan eşyalarla hazırlandı. Plan, program, güzergah, kalınacak yerler tespit edildi. Hayal güçleri, malum eğitim sisteminde köreldiği için merak uyandıran gezilerine kafa yorarken ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Feribot&#8230;</strong> En erken o uyandı o sabah. Tüm ev arkadaşları, üniversite tatile girer girmez İzmir’e gideriz diye konuşur olmuştu son aylarda. Son haftalarda daha da sıklaştı muhabbet ve son günlerde ciddileşip karara bağlandı tatil.</p>
<p>Memleketi ve okuduğu şehirden başka bir yeri bilinçli olarak gezmemiş biri olarak, elbette en erken uyanmak ona yakışırdı. Hoş, pek de uyuyamamıştı ya olsun, yol uzun…</p>
<p>Bir gün önceden çantalar, kesin kullanırım diyerek hiç kullanılmayacak ve bulunsun işte çantada diyerek her an işe yarayacak olan eşyalarla hazırlandı. Plan, program, güzergah, kalınacak yerler tespit edildi. Hayal güçleri, malum eğitim sisteminde köreldiği için merak uyandıran gezilerine kafa yorarken epey zorlandılar. Yine de hayal etmek, en büyülü uğraş olduğu için onları en zinde tutan şey oldu, gezi fikri akıllarına düştüğü andan itibaren.</p>
<p>Yola çıkıldı. Biletleri otobüsün en arkasından almışlardı, daha rahat seyahat, daha çok muhabbet için. Koltuklara yerleşildi. Kaptan sigarasından son nefesini çekti, sigarasını fırlatıp son dumanını otobüsün içinde verdi. Muavin, bir yandan evrenin en mühim işini yapıyormuş edasıyla biletleri kontrol ederken diğer yandan da fırsat buldukça apış arasını çekiştiriyordu. Apış arasından muzdarip muavin bilet kontrolünden sonra gözleriyle küfür ede ede birer bardak su ve üçer damla kolonya ikram etti. Artık yol boyunca bir daha görünmemek üzere çirkin bir hayalete dönüşecekti.</p>
<h2><strong>YOL</strong></h2>
<p>Bu olağanın olağanı kalkış, kontrol ve ikramlardan sonra cep telefonları, cep telefonuna sarılmış kulaklıklarla birlikte çıktılar huzura, tam dolu bataryaları ile birlikte. Müzikler dinlendi, dizi ve maç özetleri izlendi en kısalarından. Arada uyuya kalındı eldeki telefonu en garantiye alacak pozisyonda.</p>
<p>Sonunda İzmir’e geldiler. İzmir topraklarına iki gün önceden çamaşır makinesinde yıkadıkları kar beyazı spor ayakkabıları ile adım atar atmaz, İzmir eşittir güzel kız tezlerini kafalarını sallayarak onayladılar sırıtık suratlarında.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1715 alignleft" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aa57b8d358de8b9c9ac2fe4284a57fa6.jpg" alt="" width="512" height="768" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aa57b8d358de8b9c9ac2fe4284a57fa6.jpg 512w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aa57b8d358de8b9c9ac2fe4284a57fa6-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 512px) 100vw, 512px" /><br />
Çantalar sırtlandı, otobüs kartları alındı. İt gibi gezme fikri merkeze yerleştirildi ve o iti beslemek için uykudan, mideden hatta en zoru sigara sayılarından ödünler verildi. Her sabah boyozlar yenildi en yağlısından, öğlenleri gevrekler kemirildi, akşamları da soğuk biralarının yanında elbette fıstık bittikten sonra çitletildi çiğdemler paket paket. Göztepe, Karşıyaka, Konak gezildi, kordonda dolaşıldı, Kıbrıs Şehitleri&#8217;nde güzel kızlara bakıldı, Çeşme&#8217;de denize girildi, bisikletlere binildi, saat kulesinin önünde en klasik pozlar verildi, <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/izmirde-kemeralti-tarihi-kent-merkezi-unesco-dunya-mirasi-gecici-listesine-kabul-edildi-1733484"><strong>Kemeraltı’nda</strong> </a>kaybolundu, Efes dolaşıldı, Şirince’de her çeşit şarabın tadına bakıldı…</p>
<h3><strong>İZMİR</strong></h3>
<p>Tatil bitti. Gülen gözler, sırıtan suratlarla inilen terminal sırıtyordu bu sefer yolcu etmek için onlara. Herkes evine. Herkesin evi farklı şehirlerde. Ayrı ayrı otobüs biletlerine, ayrı ayrı son paralar denkleştirilip ödendi. Vedalar, görüşürüzler, kendine iyi baklar havalarda uçuştu. Otobüslere binildi, yol arkadaşlarına merhaba ve iyi yolculuklar temennileriyle yola çıkıldı.</p>
<p>En erken o uyanmıştı o sabah. Tatil bitmişti, içinde tarife dökemediği bir huzursuzluk. Belki de yorgunluk. Bilemedi. Kapattı gözlerini, yol uzun…</p>
<p>Otobüs feribot alanına çoktan yerleşmiş, millet ikinci sigarasına dönüyor dışarda. Yol arkadaşının bol soru işaretli cümlelerine uyandı.</p>
<ul>
<li>Neyeee duruvedik ki şimdi, denizin otasında mı kaadık, u da ne, yüzeyomu bu melet?</li>
<li>Amcacım inecek miydin? Uyandırsaydın ya beni, kusura bakma.</li>
<li>Yoook be dadam, neyee inem, yüzeyo melet bakıvesene!</li>
<li>!!!</li>
<li>Yüzme bilmeyom ben! İlk defa da gideyom İstanbul’a. Gimse de dimedi yüzecek bu melet diye.</li>
<li>Amcacım bu feribot, büyük gemi yani. Karşı kıyıya geçmek için arabalaaaaaa aman arabaları taşıyıveriyoooo amaaan taşıyor.</li>
<li>Ni dedin sen dadam, gemiye bineee mi heç koca otobös (melet)?</li>
<li>Bineee bineee amaann biner amcacım. Gel hadi beraber inelim aşağı çay içelim.</li>
<li>Amaan kızanım ben boğulurum, bırakıvee çayını çobasını!</li>
<li>Ben tutarım elinden sen korkma hiç.</li>
</ul>
<p>Amca otobüsten indikten on dakika sonra konuşabildi. Beşinci dakikada anca kenara kadar getirebilmişti onu, bir beş dakikada amca denize bir çocuk sevinciyle bakarken geçti.</p>
<ul>
<li>Şimdi bizi otobös, otobösü de bu gemi mi götürüveriyoo garşı gıyıya he benim kızanım?</li>
<li>Evet amca.</li>
<li>Ben ilk defa deniz geçiyom, bu ne heyecanlı bişeeydi böle, farıdım vallaha, ürküyomm da…<img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-1716 size-medium" src="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA-300x300.jpg 300w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA-150x150.jpg 150w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA.jpg 600w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA-125x125.jpg 125w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/urB9t8J3KnaJ24Zx18jbTCKmuilJyQ8zmfkVs0tyKwA-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></li>
</ul>
<h3><strong>HER YOLCULUK ANILAR SAKLAR</strong></h3>
<p>Çay sözünü tutamadı amcaya. Çünkü hiç bırakmadı amca elini hem korkudan hem heyecandan hem de mutluluktan. Tekrar bindiler otobüse, kalan yolda dolu dolu muhabbet ettiler. Hikayeler dinledi, amcanın köyünden, rahmetlik karısından, çocuklarının hayırsızlıklarından, fotoğraflarını ceket cebinde taşıdığı torunlarından. Yol bitti, amca gözlerinden, bizimki de ellerinden öptü amcanın.</p>
<p>Eve döndüğünde hoşbeşlerden sonra aldığı ilk soru tatilin nasıl geçtiğiydi hem aileden hem arkadaşlardan. Hepsine aynı cümle ile başladı. Aklında yer eden en güzel anıyla. Feribot.</p>
<ul>
<li>Siktir et şimdi tatili! Feribot giderken bir amcayla karşılaştım…</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/feribot/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çok Zor Dostum</title>
		<link>https://maiotik.com/cok-zor-dostum/</link>
					<comments>https://maiotik.com/cok-zor-dostum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:30:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[eski dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[kötü haber]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm haberi]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1707</guid>

					<description><![CDATA[Çok Zor Dostum&#8230; Annesi yine durmak istemedi şehirde. Bunaltıyordu onu bu hayat. Binalar, kaldırımlar, gürültü… Doğup büyüdüğü yerlerde en az bulunan şeyler, burada en fazla idi. Muhabbetle, toprakla, işle güne başlayıp yine muhabbetle, toprakla, işle bitirdikleri günler belirirdi hep aklında, şehirde oğlunun yanında olduğu zamanlarda. İnsan yaşarken değerini anlayamıyor gerçekten. Artık dayanamadı annesinin gitme isteğine ve ellerinden öpüp yolcu etti onu. Aslında mutlu oluyordu olmasına, annesini her kış hasret kaldığı topraklara yolcu ettiği için. Onun bu büyük şehirde, evde mecburi hapis hayatını o da hiç benimseyememişti ama yaşlanmıştı artık annesi iyice. Korkuyordu haklı olarak. Her şeye rağmen, annesinin mutluluğu en ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çok Zor Dostum&#8230; Annesi yine durmak istemedi şehirde. Bunaltıyordu onu bu hayat. Binalar, kaldırımlar, gürültü… Doğup büyüdüğü yerlerde en az bulunan şeyler, burada en fazla idi. Muhabbetle, toprakla, işle güne başlayıp yine muhabbetle, toprakla, işle bitirdikleri günler belirirdi hep aklında, şehirde oğlunun yanında olduğu zamanlarda. İnsan yaşarken değerini anlayamıyor gerçekten.</p>
<p>Artık dayanamadı annesinin gitme isteğine ve ellerinden öpüp yolcu etti onu. Aslında mutlu oluyordu olmasına, annesini her kış hasret kaldığı topraklara yolcu ettiği için. Onun bu büyük şehirde, evde mecburi hapis hayatını o da hiç benimseyememişti ama yaşlanmıştı artık annesi iyice. Korkuyordu haklı olarak. Her şeye rağmen, annesinin mutluluğu en önemlisiydi.</p>
<p>Erken yaşta eşini kaybetmesine rağmen, aslanlar gibi büyütmüştü oğlunu. &#8220;Hayat zor&#8221; cümlesini hiç kurmadı. Kurduğu anda yenileceğini biliyordu. Yavrusunu okuttu, büyüttü. Büyük şehirlere nefer etti. Köyler artık zor. İş sahibi olacak bu gençler, yuva sahibi, çocuk sahibi. Yanına da gitmek icap etti kıştan kışa. Torunları sevmek, gözlerinden öpmek, babaannelerini bilmelerini sağlamak, eğer henüz gelememişlerse memleketlerine oralardan hikayeler anlatmak. Hepsini de yaptı ne mutlu.</p>
<h2><strong>Hayat Çok Zor</strong></h2>
<p>Annesini her kış sonu hemen hemen bu günlerde yolcu ederdi etmesine de bu sefer bir garip hissetti. Bazen hissediyor insan. Hayat zalim gidişatına uygun olarak işliyor kafasında yakın geleceği. Belki de annesini son kez buradan yolcu ettiği düşüncesi takıldı aklına. Bu sefer fazla sürdü bu takıntı. Bir çıkar yol ya da bir temenniye bürümek için bu takıntıya karşı bir cümle kullanmalıydı hemen. Buldu da. Hatta rahatladı da. “Annem mutlu olduğu yerde yumsun o güzel gözlerini”.</p>
<p>Telefonun sesini hiç açmazdı, sürekli titreşimde tutardı. Bu nedenle, çoğu kez erken açamadığı için çağrıları zılgıt yemiştir eş dosttan. O gün iş yerinde uzun uzun tekrarlayan melodi, bir türlü susmuyordu. O da etrafına bakındı uzun süre, artık biri açsın şu telefonunu der bakışlarıyla. Çok zaman sonra, fark etti durumu. Nasıl olmuşsa, telefonunun sesi açık kalmış. Bir tutarsızlık işte bize duymak istemediğimiz haberleri kulağımıza kulağımıza sokan. Annemiz gözlerini kapatmış, tam da en mutlu olduğu yerde. Evlendiği gün kazmaya başladığı bahçesinde.</p>
<h2 style="text-align: center;"><strong>&#8230;</strong></h2>
<p><span style="color: #ff0000;">Uzun süredir aramamıştı dostunu. Üniversite yıllarından konu açılmıştı da sofrada ilk aklına o geldi. Ne de mutlu günlerdi. Ne kadar da destek olmuşlardı birbirlerine. Hemen sarıldı telefona. O kadar özlemişti ki, telefondan sarılıp öpebilirdi kadim dostunu.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Telefon açıldığında karşısınd</span><span style="color: #ff0000;">aki ses tonu sarıp sarmalanmak istiyordu ama hasretten değil, acıdan. Annesini kaybettiğini ve memlekete doğru yola çıktığını söylerken yutkunmakta zorlandı. Dostunun telefondaki sesi ve o son yutkunuşu kahretmişti o akşamı. Birkaç cümle devam edebildi muhabbet. Sabırlar dilendi, yapılabilecekler soruldu. Elden daha fazla ne gelir.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Balkona çıkıp sigarasını yaktı ve ilk derin nefesinde arkadaşlara haber vermesi gerektiğini düşündü. Saatine baktı, geç olduğunu düşündü. Yarın, artık iyi hissettiğinde haber vermeye başlayacaktı.</span></p>
<h3><strong>ÖĞLE ARASI VE ÇOCUKLAR</strong></h3>
<p><span style="color: #003366;">Öğle arasına girmeye beş dakika kalmıştı. Çocuklara bir sonraki derste neler işleyeceğini hatırlatıp hazırlıklı gelmelerini istedi. Zil çalıp yemekhaneye doğru ilerlerken telefonu çaldı. Ne güzel bir isim yazıyordu ekranda. Çok da acıkmıştı ama açlık umurunda mı? Dostunun sesini duyacak. Telefonu açmadan geçen o kısacık zamanda da kendine kızmadan edemedi; ”Ulan </span><span style="color: #003366;">hiç aramıyorsun milleti” diye. Çocuk gibi bir sevinçle açtı telefonu ama ah şu ses tonları… Kısa bir hal hatırdan sonra malum haberi iletildi kendisine. Telefon iyi temennilerle kapandı. Yemekhane güzergahı değişti. İstikamet boğulacak en derin küllük.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Haberi verdikten sonra bir gün kendisinin de aynı kayıpları yaşayacağını düşündü. Düşünce soğuk ama bir o kadar da gerçekti. Acaba nasıl öğrenecekti. Kim arayacaktı. Yoksa aranmasına gerek kalmayacak mıydı?</span></p>
<p><span style="color: #003366;">Yemekhane güzergahını değiştirip, menüsünü bolca sigarayla süsledi. Son sigarasını söndürürken aklına, bir gün kendisinin de bu senaryoda yer alacağını düşündü. İrkildi. Öteledi hemen düşüncesini. Uzun süre kötü haber almak istemediğinin bilincinde, sınıfına doğru yürümeye başladı.</span></p>
<h4><strong>DEFNEDİP EVE DÖNMÜŞTÜ</strong></h4>
<p><span style="color: #000000;">Annesini defnedip eve dönmüştü. Acı yok olmuyor ama etkisini azaltıyor işte. Onun mutlu bir şekilde gözlerini kapattığı hayal ederek rahatlıyor ve hayatına devam ediyordu. Birkaç ay geçti ki artık akranları gibi onun da yaşlandığını, bu tür haberleri sık sık al</span><span style="color: #000000;">acağının farkına vardıran bir telefon geldi. Telefon, annesini defnetmek için yola çıktığı akşam ona dostum diyerek telefon açan dostunun babasını vefat ettiğini söylüyordu. İçinde tarifi olan ve tekrar var olmak için malzeme bekleyen o sızı belirdi. O da, şehir şehir dağılmış dostlara haber vermeyi görev bildi ve telefona sarıldı.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Hafta zor geçmişti. Bir sürü yazılı kağıdıyla evin yolunu tuttu. Hafta sonu iyice dinlemesi gerektiğini hatırlatıyordu vücudu. Bu sefer kulak verecekti çünkü artık erken yoruluyordu bedeni. Genç olmadığını farkındaydı ve artık bu farkındalığı faaliyete geçirme zamanın gelmişti. Akşam uyuya kaldı televizyonun karşısında. Telefon kolunun altında yer bulmuş kendisine. Bulduğu yerde de titremeye başladı. Dostu arıyordu, yüzünde çocukça bir gülümseme. En son kızı olacağını haber etmişti de o zaman konuşmuşlardı. Hemen açtı. Ses tonu tanıdık geldi. Malum haberi aldı. Telefonu kapattı, balkona çıktı sigarasını yaktı. Sigarasını söndürdükten sonra aradı dostunu; sabırlar dilerken bir mıh saplandı yüreğine, hiç böyle acı bir cümle duymamıştı; “Çok zor dostum…!”</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/cok-zor-dostum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öleceğini Bilen Canlı İnsan!</title>
		<link>https://maiotik.com/olecegini-bilen-tek-canli-insan/</link>
					<comments>https://maiotik.com/olecegini-bilen-tek-canli-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:16:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlginç]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[basilisk kertenkelesi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölümlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1679</guid>

					<description><![CDATA[Öleceğini Bilen Canlı&#8230; Öncelikle, bu yazıyı değerli dostumun kaleme aldığı “Google ölüme çare mi buluyor?” yazısından esinlenerek yazdım. Esin kaynağımın yaratıcısına teşekkürlerimle başlayalım 🙂 Yazımızın başlığını hiç düşündünüz mü? Hayatının bir gün sonlanacağını bilen tek canlı insan. Diğer hiçbir canlının bu tür bir bilince sahip olduğunu kanıtlayan bir emare yok. Acaba bu bilince sahip olmak iyi bir meziyet mi insanoğlu için? Bu soruyu diğer canlılara göz atarak cevaplamaya çalıştım. Yani ölüm bilincinde olmadığını düşündüğümüz canlılara. Elle tutulur, üzerinde konuşulabilir bir şey buldum. Yaşam hızı! Tabiatta, öleceğini bilen tek canlı insan olduğu için yaşamı bu kadar aceleye alıyor. Sonunu bildiği ama ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öleceğini Bilen Canlı&#8230; Öncelikle, bu yazıyı değerli dostumun kaleme aldığı <a href="https://maiotik.com/google-olumsuzluge-care-mi-buluyor/">“<strong>Google ölüme çare mi buluyor?”</strong></a> yazısından esinlenerek yazdım. Esin kaynağımın yaratıcısına teşekkürlerimle başlayalım 🙂</p>
<p>Yazımızın başlığını hiç düşündünüz mü? Hayatının bir gün sonlanacağını bilen tek canlı insan. Diğer hiçbir canlının bu tür bir bilince sahip olduğunu kanıtlayan bir emare yok. Acaba bu bilince sahip olmak iyi bir meziyet mi insanoğlu için?</p>
<p>Bu soruyu diğer canlılara göz atarak cevaplamaya çalıştım. Yani ölüm bilincinde olmadığını düşündüğümüz canlılara. Elle tutulur, üzerinde konuşulabilir bir şey buldum. Yaşam hızı!</p>
<p>Tabiatta, öleceğini bilen tek canlı insan olduğu için yaşamı bu kadar aceleye alıyor. Sonunu bildiği ama sonucuna müdahale edemediği belirsiz bir zaman aralığına kimi olanca fazla yaşantı, kimi olanca fazla meta dolduruyor. Koşuyoruz, geç kalıyoruz, erken gidiyoruz, acele ediyoruz, biriktiriyoruz, yetişiyoruz, yetişemiyoruz, ısrar ediyoruz, telaşa kapılıyoruz, pes etmiyoruz ve onlarcası. Neden mi? Çünkü bu serüven bitecek ve bizler bunu çok iyi biliyoruz.</p>
<p>Peki, diğer canlılar acele etmiyor mu? Hiç mi hızlanmıyorlar? Evet, hızlanıyorlar. Acele de ediyorlar fakat tek bir koşulla; “ölüm tehlikesi altında.”</p>
<p>Bir ceylan sadece aslanlara yem olmamak için hızlandırır bacaklarını. Bir antilop, sürüsüyle nehri geçerken timsahlara yem olmamak için hızlanır. Bir aslan, açlıktan ölmemek için avına doğru son sürat koşar. İlginçtir, basilisk kertenkeleleri boğulmamak ve yem olmamak için o kadar hızlı hareket ederler ki su üstünde koşabilirler.</p>
<h2><strong>ÇOK GARİP DEĞİL Mİ?</strong></h2>
<p>Çok garip değil mi? Bir tarafta öleceğini bildiği için sürekli hızlanan insan. Diğer tarafta sadece ölüm tehlikesi altında hızlanan canlılar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1681" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-768x480.jpg" alt="" width="768" height="480" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-768x480.jpg 768w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-768x480-300x188.jpg 300w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/2-1-768x480-600x375.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /><br />
Asıl kararı hür iradelerinize bırakalım. Öleceğini bildiği için yaşamını süratle süsleyip, ölüme sessizce ve çok yavaş teslim olan insan mı; yoksa sadece ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı zaman hızlanıp, yaşamını sakinlik ve sıradanlığın güzelliğiyle süsleyen diğer canlılar mı iyi bir şey yapıyor?</p>
<p>Son olarak bir teoriyle bitirelim. İnsan, evrim sürecinde zararlı mutasyona uğrayıp şekillenen bir varlık olabilir mi? Yoksa bu yüzden mi kendisine ve yaşadığı bölgeye en çok zarar veren canlı sıfatını kazanıyor?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/olecegini-bilen-tek-canli-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kamusal Ortalama</title>
		<link>https://maiotik.com/kamusal-ortalama/</link>
					<comments>https://maiotik.com/kamusal-ortalama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[düşlemek]]></category>
		<category><![CDATA[hayal etmek]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Ortalama]]></category>
		<category><![CDATA[mahkum olmak]]></category>
		<category><![CDATA[modern hayat]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1671</guid>

					<description><![CDATA[Kamusal Ortalama&#8230; Eğer siz de keyif aldığınız bir işi icra edip, aynı zamanda bu işten hayatınızı idame ettirecek parayı kazanıyorsanız ve “aybaşı”, “maaş günü” gibi kavramlar, günlük diyaloklarınıza sık sık misafir oluyorsa, yazımızın başlığını oluşturan ögelerden birisiniz demektir. Ortamımıza hoş geldiniz! Modern hayat(!) lügatımıza bir cümle kazandırmış sanırım; “Sevdiğin işi yap.” Cümle tatlı. Bir dönemin görünce aydınlandığı “Secret” kitabı gibi. Duyunca beynimizin ilk komutu, “hayal kur” oluyor haliyle. Kurmaz mıyız? Alasının alasını kurabiliyoruz eyvallah. Hatta o kadar yoruluyoruz ki hayal kurarken, sabahın ilk ışıklarından biraz önce akıllı mı akıllı telefonumuzun en beter melodisiyle uyandırılıyoruz tatlı düşlerimizden. Hemen renkli hayal pijamalarımızı ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kamusal Ortalama&#8230; Eğer siz de keyif aldığınız bir işi icra edip, aynı zamanda bu işten hayatınızı idame ettirecek parayı kazanıyorsanız ve “aybaşı”, “maaş günü” gibi kavramlar, günlük diyaloklarınıza sık sık misafir oluyorsa, yazımızın başlığını oluşturan ögelerden birisiniz demektir. Ortamımıza hoş geldiniz!</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1672 alignright" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/1-2.jpg" alt="" width="403" height="363" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/1-2.jpg 403w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/1-2-300x270.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 403px) 100vw, 403px" />Modern hayat(!) lügatımıza bir cümle kazandırmış sanırım; “<em>Sevdiğin işi yap.”</em> Cümle tatlı. Bir dönemin görünce aydınlandığı “Secret” kitabı gibi. Duyunca beynimizin ilk komutu, “hayal kur” oluyor haliyle. Kurmaz mıyız? Alasının alasını kurabiliyoruz eyvallah. Hatta o kadar yoruluyoruz ki hayal kurarken, sabahın ilk ışıklarından biraz önce akıllı mı akıllı telefonumuzun en beter melodisiyle uyandırılıyoruz tatlı düşlerimizden. Hemen renkli hayal pijamalarımızı çıkarıp mahkum kıyafetlerimiz üzerimizde düşüyoruz yollara. Nereye mi? Ortalamayı sabit tutmaya.</p>
<p>Bu yazıyı yazmak için klavyesinin tuşlarında ellerini gezdiren zat da dahil birçok insan bir ortalamaya dahil olmak için yıllarını harcadı, harcamaya devam ediyor, harcayacak da kamusal ortalama da bunlardan biri. Pek çoğumuzun yetiştirilme tarzında itaat, kanaat ve sebat kavramları yatar. Kanımca, bu üçlüden kurtulabilirseniz basit, sade ve doyumsuz bir hayat yaşayabiliyorsunuz. Eğer bir tanesi bile artık işlemişse hücrelerinize, kamusal ortalamaya dahil oluyor ve hatta mecbur kalıyorsunuz.</p>
<p>Uzun süredir mesleğinde tatminsizlik yaşayan biri olarak karaladım aklımdakileri. Üretmek için naçizane enerjisi olan fakat bu enerjiyi hayatını ve hayatına dahil ettiklerinin standartlarını asla düşürmemek üzere sarf eden nice insanların hislerini yansıtmak için dile getirdim düşüncelerimi. Evet dostlar, yalnız değilsiniz. Kamusal ortalama sizi kendine mahkum ediyor.</p>
<h2><strong>BELİRTİLER</strong></h2>
<ul>
<li>Ben de birçoğunuz gibi işimde bulduğum boş vakitlerde farklı yerler hayal ediyorum, farklı mevkiler değil.</li>
<li>Başka kültürlere misafir olmak istiyorum, bavul gibi gezmek değil.</li>
<li>Üretmek ve ürettiğim her ne ise ondan besleyerek varlığımı yaşamak istiyorum, yap-boz talimatlı, doldur-boşaltlı yaşantılar değil.</li>
<li>Konuşmayı henüz öğrenen bir bebek gibi uydurmak istiyorum kelimeleri, bir papağan edasıyla tekrar ederek değil.</li>
<li>Mutluluğun tadına dilimle bakmak istiyorum, cüzdan kabarıklığı ve bir <a href="https://maiotik.com/?s=otomobil">otomobil </a>anahtarıyla değil.</li>
<li>Enerjimi küçük bir gelincik çiçeğinin yapraklarını hayatta tutmak için harcamak istiyorum, kutsal mesai(!) kavramına değil.</li>
<li>Galiba cep telefonumun beter melodisine birkaç küçük saat kaldı. Pijamalarımı kendi rızamla çıkarıp gardiyanı beklesem iyi olacak bu sabah.</li>
</ul>
<p>Hepimize ortalamadan çıkmaya yetecek kadar enerji ve cesaret dileklerimle. Pijamayla kalın dostlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/kamusal-ortalama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Dayı</title>
		<link>https://maiotik.com/hasan-dayi/</link>
					<comments>https://maiotik.com/hasan-dayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:09:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[hasan dayı]]></category>
		<category><![CDATA[itina]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1662</guid>

					<description><![CDATA[Hasan Dayı&#8230; Sanırım hayatımın 1991 – 1996 yılları arasını, en çok gözlem yaptığım dönem olarak isimlendirmek yanlış olmaz.  1991’de altı yaşında ve gözlemin bitmek zorunda olduğu 1996 yılında on bir yaşında olan bir çocuk için gözlem, ağır bir görev gibi kalsa da öğrettiği değerler bir o kadar hafifletici hayat için, vicdan için. Kendimi bildiğim ilk ev, İstanbul’un varoş bir ilçesindeydi. Kurumuş bir dere yatağının yanlarına kondurulmuş, çoğu gecekondu, bir kaçı da iki veya üç katlı evlerin birinde görmeye başladım hayatı. Yolumuz toprak. Henüz çiçekler, ağaçlar ve böcekler küsüp ayrılmamış şehirden. Bahçesinde dalından meyve koparıp taze taze yiyebildiğiniz ağaçların henüz tükenmediği ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hasan Dayı&#8230; Sanırım hayatımın 1991 – 1996 yılları arasını, en çok gözlem yaptığım dönem olarak isimlendirmek yanlış olmaz.  1991’de altı yaşında ve gözlemin bitmek zorunda olduğu 1996 yılında on bir yaşında olan bir çocuk için gözlem, ağır bir görev gibi kalsa da öğrettiği değerler bir o kadar hafifletici hayat için, vicdan için.<img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1663 alignright" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/d50448645a06b6781369bd7a946fe949.jpg" alt="" width="368" height="488" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/d50448645a06b6781369bd7a946fe949.jpg 368w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/d50448645a06b6781369bd7a946fe949-226x300.jpg 226w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" /></p>
<p>Kendimi bildiğim ilk ev, İstanbul’un varoş bir ilçesindeydi. Kurumuş bir dere yatağının yanlarına kondurulmuş, çoğu gecekondu, bir kaçı da iki veya üç katlı evlerin birinde görmeye başladım hayatı. Yolumuz toprak. Henüz çiçekler, ağaçlar ve böcekler küsüp ayrılmamış şehirden. Bahçesinde dalından meyve koparıp taze taze yiyebildiğiniz ağaçların henüz tükenmediği İstanbul. Hala tavuk, ördek hatta at görebileceğiniz haneler mevcut. Oyun hamuru daha çamurun yerini almamış mutlu çocukların güzel ellerinde. Fransız balkon diye bir kandırmaca da yok henüz evlerde. Oda boyutunda balkonlar. Demem o ki gökyüzünün hala bize çok uzak olmadığı zamanlar.</p>
<p>Bu tasvirde küçük bir çocuğun demir korkuluklu bir balkonda beş yıl boyunca hiç aksatmadan izlediği biriydi Hasan Dayı. O yaşlarda akraba kavramlarını kafasında zar zor oturtan bir çocuk için tamamen dışarıdan birine dayı diye hitap edilmesi de ayrı bir dert ya neyse!</p>
<p>Hasan Dayı, benim hiç bilmediğim bir tarihte gecekondusunu kurmuş balkonumuzun baktığı tepeye. Aramızda bomboş bir arazi. Arazi her gün Hasan Dayı’nın düzenli ziyaretiyle çukurlaşıyor, düzleşiyor, temizleniyor ve şekilleniyor.</p>
<h2><strong>İSTİKRARLIDIR HASAN DAYI</strong></h2>
<p>Emekli midir, işveren midir, işsiz midir, inşaatçı mıdır, seyyar satıcı mıdır bilmem ama Hasan Dayı çok ama çok istikrarlıdır. Hayatımın bu döneminde hatırlayabildiğim her gün o arazi kazıldı Hasan Dayı’nın nasırlı ellerinin arasındaki kazmayla. Onu gördüğüm tek yer arazisi ve onu gördüğüm tek hali eski bir pantolon, siyah çizmeler, her gün değişen oduncu gömleği.</p>
<p>Önceleri her gün balkondan izledim Hasan Dayı’yı. İtinayla girer toprağa, son derece yavaş ama sabırlı çalışırdı. Günde bir el arabasını geçmezdi çıkardığı taş ve toprak. Fakat her gün bir el arabası istatistiğini de bozmazdı. O’nun bu düzeni, itinası ve istikrarı beni de düzenli bir dizi takipçisine çevirmiş gibiydi. Artık yalnız başımıza dışarı çıkmaya başladığımız zamanlar (şimdi ne zor değil mi bu yaşlarda?) gelmişti. Ön sıralardan konser bileti bulmuş gibi. Hasan Dayı, kazması, küreği ve el arabası karşımda. Keyfe bak. Anlayacağınız günümüzün inşaat makinesi izleme ata sporumuzun ilk çağlarımdaki hali bu.</p>
<p>Yıllar geçti. O küçük el arabasının her gün bir doldur bir boşaltlık mesaisi koca bir çukura dönüşmüştü yanı başımızda. Tabi bu süreçte O’na kızanlar, gürültü çıkarıyor diye azarlayanlar, karısına kızına yan baktığı iddiasıyla küfürler savuranlar oldu. Hatta defineci diye birkaç defa polis de ziyaret etti kendisini. Daha hatırlayamadığım olumsuz birçok şey olsa da Hasan Dayı, ne ses çıkardı tüm olanlara ne de istikrarının bozulmasına izin verdi. Sadece O’nu hayata bağlayan amelini gerçekleştirdi. Belki de yüreğindeki sessiz çığlıkları kazmasının ucunda dile getirerek.</p>
<p>Hani bir sürü başarı hikayesi dinlemişizdir. Süreçte hep “sabırla çalıştı”, “düzenini bozmadı”, “çok çalıştı” gibi yaldızlarını saçarak kullanılan cümleler duymuşuzdur. Bu hikayeler başarabilenlerindir. Yaldızlı cümlelerin eşlik ettiği bu hikayelerin başarısız kahramanları da var elbet. Gel gör ki tamamlanmamış hikayeler anlatılmaz bizim gezegende. Varsın ben bir tane anlatmış olayım sizlere.</p>
<h3><strong>BİTMEK ZORUNDA OLAN BİR HİKAYE</strong></h3>
<p>Demiştim ya. Ben on bir yaşımdayken bitmek zorunda olan hikaye diye. Bitmişti. Sabah ilk defa ağlayarak, bağırarak uyandırdı bizi Hasan Dayı’nın sessiz eşi. En çok vakit geçirdiği toprağı, arazisi, çukuru mezar olmuştu O’na. “Fark edememiş” büyüklerin konuştuklarına göre o kayayı. Fark edememiş de altına vurmuş kazmayı. Kaya da ezmiş yaşlı bedenini.</p>
<p>Çok kızdım o kayaya, bir çocuğu yaşlı kahramanından çaldı diye; çok kızdım o son kazma darbesine, koca kayayı fark edemediği için; çok kızdım küreğe ve el arabasına, bu sefer hiçbir şey taşıyamadıkları için. Hiç kızmadım Hasan Dayı’ya, sevdiği şeyi yaparak bize güle güle dediği için ve bana daha o yaşlarda sabrın ve düzenin örneği olduğu için.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/hasan-dayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuli, Dedem ve Aziz Nesin</title>
		<link>https://maiotik.com/kuli-dedem-ve-aziz-nesin/</link>
					<comments>https://maiotik.com/kuli-dedem-ve-aziz-nesin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[zta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2018 15:02:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[AZİZ NESİN]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[iskemle]]></category>
		<category><![CDATA[kuli]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[Rize]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://maiotik.com/?p=1647</guid>

					<description><![CDATA[Aziz Nesin&#8230; Yıl 2007. Fotoğraf çekebilen ilk telefonumla memleketime gitmişim. Var mı benden daha keyiflisi? Bizim neslin kendine ait bir fotoğraf makinesi olması, bir araba sahibi olmak gibi bir şey olduğu için geldiğim bu noktada şımardıkça şımarıyorum. Dağ, taş, dere, deniz, ev; her şeyi çekiyorum. İşte onlardan biri. Fotoğraf, iki kütük bir de örme iskemleden oluşsa da biraz eğilince kulağımıza çok şey fısıldıyor. Küçük ZTA’nın minik sopalarla bahçe yaptığı toprağı (artık beton), yağmur yağdığında oynadığı çamurlar, mandalinalarını dizdiği yer, annesinin çay bahçesinden dönmesini beklediği alan… Örme iskemle diye bilinense de Lazcası “kuli”dir kütüklere eşlik eden rahmetli dedemin elinde can bulan ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz Nesin&#8230; Yıl 2007. Fotoğraf çekebilen ilk telefonumla memleketime gitmişim. Var mı benden daha keyiflisi? Bizim neslin kendine ait bir fotoğraf makinesi olması, bir araba sahibi olmak gibi bir şey olduğu için geldiğim bu noktada şımardıkça şımarıyorum. Dağ, taş, dere, deniz, ev; her şeyi çekiyorum. İşte onlardan biri. Fotoğraf, iki kütük bir de örme iskemleden oluşsa da biraz eğilince kulağımıza çok şey fısıldıyor. Küçük ZTA’nın minik sopalarla bahçe yaptığı toprağı (artık beton), yağmur yağdığında oynadığı çamurlar, mandalinalarını dizdiği yer, annesinin çay bahçesinden dönmesini beklediği alan…</p>
<p>Örme iskemle diye bilinense de Lazcası “kuli”dir kütüklere eşlik eden rahmetli dedemin elinde can bulan eser. Epeyi eskimiş fakat yıllara dayanmış. Ama bir ayıp etmişiz ki ona sormayın.</p>
<p>Fotoğrafı fi tarihinde bir yarışmaya göndermiştim. Açıklama olarak da şunları yazmışım:</p>
<p>“2007 Rize/Pazar/Papatya Köyü. Hasır örme iskemle, yöre halkının deyimiyle KULİ. Bilinen 20 yıllık bir geçmişi var bu iskemlelerin. Yörede her evde en az bir tane görebilirsiniz. Bu da benim rahmetli dedemin yaptığı bir KULİ. Ama o artık yok, biz ancak 2 adet ağaç kütüğüyle misafir olabiliyoruz yanına. Anlayacağınız unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek daha.”</p>
<p>Fotoğraf herhangi bir dereceye giremese de on yıl sonra yazımıza konu oldu. Sakın TRT’de ara sıra denk geldiğiniz “bir geleneğimiz daha bitiyor” klişelerine benzetmeyin durumu. Durum ve aynı zamanda ayıbımız şudur ki haykırmalıyız; ÜRETMİYORUZ..! Fakat bol miktarda tüketiyoruz. Bir Y kuşağı olarak dedemin eserinin yanına koyabildiğim sadece iki tane kütük. Aslında içten içe de seviniyorum gidip bir AVM’den iki tane tabureye bilmem ne kadar para verip oraya koymadığıma. Büyük bir yanımda kızıyor sadece eski bir bıçakla sabra hükmederek daha bunun gibi birçoğunu ortaya çıkaran bir dedenin torunu olarak şu fotoğrafa tanıklık etmeye.</p>
<h2><strong>AZİZ NESİN HİKAYESİ</strong></h2>
<p>Üretememek işte tam olarak bizim Y kuşağında baş göstermeye başlıyor dostlar. Sonrasında da Z kuşağında zirvesini yaşıyor ve hala günümüzde de devam ediyor. Bizden önce de X kuşağı, sağ sol çatışmasının içine doğup sadece yaşamak için çalışan bireyler olarak memleketin belli bir yüzdesini oluşturuyor. Demem o ki, son üç kuşaktır tüketici bireyler olmaya itilmişiz. Hani suçluyoruz ya, şimdiki çocuklarla başlayıp yüzlerce olumsuz yakıştırmayla biten öfkeli ve alaycı cümlelerimizle. Peki, ne kadar tamahkârız? Bir baksanıza ev eşyaları satan dükkanlara. Üretmememiz, yaratmamamız, olanla idare etmeyi öğrenmememiz için her şey var. Patatesi istediğin gibi dilimleyen bıçaklar, açılmış paketlerin ağzını geçici olarak kapatmaya yarayan aparatlar, çay içtiğin bardağın altına mecburen koyman gerektiğine inandırıldığın altlıklar ve neler neler…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1648" src="http://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aziz-nesin.jpg" alt="" width="670" height="371" srcset="https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aziz-nesin.jpg 670w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aziz-nesin-300x166.jpg 300w, https://maiotik.com/wp-content/uploads/2018/03/aziz-nesin-600x332.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 670px) 100vw, 670px" /></p>
<p>Son olarak konuyla ilgili bir <a href="https://www.google.com/search?q=aziz+nesin+kitaplar%C4%B1&amp;oq=aziz+nesin+kitaplar%C4%B1&amp;aqs=chrome.0.0l5j69i60l3.2823j0j4&amp;sourceid=chrome&amp;ie=UTF-8"><strong>Aziz Nesin</strong></a> hikayesi gıdıkladı yine beni. Dostlarımla da paylaşıp bitireyim.</p>
<p>“Aziz Nesin, Vehbi Koç ile iyi arkadaştır. İkisinin de tutumlu insanlar olduğu bilinir dönemlerinde. Bu yüzden gazeteciler rekabete sokarlar bizimkileri sürekli. <a href="https://maiotik.com/?s=aziz+nesin">Aziz Nesin</a>’e bir gün sorarlar; “Aziz Bey, bilir misiniz? Vehbi Bey berberine sadece 1 lira bahşiş veriyor.” Üstat hoş bir kahkaha ile “Vehbi berbere mi gidiyor?” 🙂</p>
<p>Eğer Aziz Nesin’in dağınık ve düzensiz saçlarının nedenini düşündüyseniz cevabını buldunuz artık. Ve eğer siz de benim gibi utandıysanız üreten bir elin eserinin yanına kabaca katıldığınız için rahmetli dedeme ve üstada selamlarımızla tüketmemeye alışmaya başladığımız bir yıla başlayalım.</p>
<p>Erken ama iyi seneler dostlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://maiotik.com/kuli-dedem-ve-aziz-nesin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
